17 Aralık 2018 Pazartesi
Anasayfa / Takdim Dergisi 3. Sayı / Mehdi Gelecek mi? – Dr. İhsan Şenocak

Mehdi Gelecek mi? – Dr. İhsan Şenocak

Allah Teala tarafından hidayete erdirilmiş kişi manasında kullanılan Mehdi’nin, ‘’Hadi’’ şeklindeki İsm-i Fail kalıbının anlamı ise ‘’yol gösteren’’ anlamındadır. Kur’an-ı Kerim’de aynı kökten pek çok kelime geçmesine rağmen ‘’mehdi’’ zikredilmez. Lakin Allah Rasulü, Hz. Ali’yi ‘’Hadi/Hidayete vesile olan ve Mehdi/Hidayete erdirilen’’ [1] sıfatlarıyla zikreder; Hz Muaviye için de, ‘’Ya Rabbi! O’nu doğru yola ulaştıran/Hadi ve ulaşanlardan/Mehdi kıl. Onunla insanları doğru yola ilet!” [2] buyurmuştur. Istılahi manada, Mehdi ile alakalı ise pek çok rivayet vardır.

Goldziher Etkisi ve Mehdi İnkarı
İslam coğrafyasının siyasi işgale paralel olarak yaşadığı zihni ihtilal sürecinde en çok tartışılan mevzulardan biri olan Mehdi mevzusuna Oryantalistler yakın alaka göstermiş; bu konuda safi zihinleri kendi emelleri doğrultusunda yönlendirici çalışmalar yapmışlardır. Modernistlere tesiri itibariyle İslam modernizminin kurucu şahsiyetleri arasında zikredilmesi gereken Goldziher’e göre, Mehdi anlayışı Yahudilik, Hristiyanlık ve Maniheizm gibi dinlere ait bir inanç olup, Kab’ul- Ahbar ve Vehb b. Münebbih tarafından Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla Müslümanlar arasında yayılmıştır.

30 Sahabinin Rivayetiyle Mehdi
Oryantalistlerin ve onlardan etkilenen yazarların başka dinlerden ya da Şia’dan Ehl-i Sünnet’e geçtiğini iddia ettikleri Mehdi’nin zuhuru noktasında ulemanın icması vardır. Buna göre ahir zamanda Allah Rasulu’nün Ehli beyti’nden Muammed b. Abdullah adında biri çıkacak, adaleti hakim kılacak.
Mevzuyla alakalı hadisler manevi tevatür derecesindedir. İmam Suyuti bunların 40’tan fazla olduğunu söylemektedir.
Malum hadislerin bir kısmı sahih, bir kısmı hasen bir kısmı da zayıftır. Bu yüzden ‘’Tarih’’inde Mehdi ile alakalı rivayetlerin tamamın zayıf olduğunu söyleyen İbn Haldun’un sözüne itibar edilmemiştir.

Mehdi Neden Kur’an-ı Kerim’de Yok?
Allah Azze ve Celle müminlere hem Kur’an’a, hem de Sünnet’e ittiba etmeyi emretti. Haramların bir kısmı ayetle, bir kısmı da hadisle sabit oldu. Kur’an-ı Kerim Allah Rasulü’nün de helal ve haram kılma yetkisinin olduğunu bildirdi. [3] Bundan; biri “vahy-i metluv” diğeri ise “vahy-i gayr-i metluv” olmak üzere iki tür vahyin olduğu anlaşıldı. Zira kıblenin Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a dönmesi sürecinde Allah Rasulü (aleyhisselam) çok arzu etmesine rağmen [4] “Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir!” [5] ayeti gelene kadar Beytullah’a yönelmedi. Eğer Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılma noktasında bir vahiy olmasaydı, Allah Rasulü (aleyhisselam) beklemeyecek, dönecekti. Kur’an-ı Kerim’de Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılmakla alakalı bir emir olmadığına göre eski kıble “vahy-i gayrı metlüv” ile sabittir. Yine Benu Nadir kabilesi kuşatılınca askeri önlem gereği ağaçlar kesilince Yahudi ve münafıkların menfi propagandası üzerine Allah Teala ağaçların kendi izniyle kesildiğini haber vermiştir.[6] Lakin kur’an’da böyle bir izne delalet eden bir ayet yoktur. Bu durum da göstermektedir ki Allah Rasulü (aleyhisselam) vahy-i metlüv dışında ayrı bir kanaldan da Rabbinden vahiy almaktadır.
Alllah Rasulü’ne (aleyhisselam) itaati emreden, [7] ona itaat etmenin Allah Teala’ya  itaat etmek olduğunu bildiren,[8] ihtilaf anında Allah’a/Kur’an’a ve Rasulullah’a/Sünnet’e müracat yolunu gösteren ayetler,[9] “Allah Rasulü, size neyi verdiyse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan da uzak durun.”[10] bağlamında değerlendirildiğinde Mehdi’nin de dolaylı yoldan Kur’an’da yer aldığı anlaşılmaktadır. Zira kur’an-ı Kerim Peygamber-i Ekber’in sözlerine itaat etmeyi emretmektedir. Mehdi’nin zuhuru da Allah Rasulü’nün (aleyhisselam) bu bağlamda zikrettiği hakikatlerdendir. Buna göre Allah Rasulü’nden (aleyhisselam) sahih olarak rivayet edilen her hadisi tasdik etmek, Kur’an-ı Kerim’e ittiba gibidir. Mehdi’nin zuhuruyla alakalı sahih hadisler de Kur’an’ın kendisine ittibayı emrettiği Peygamber-i Ekber’den varid olmuştur.
Taberi, Mescidlerde Allah’ın adını anmaya mani olan ve oların harap olması için çalışanların akıbetlerini bildiren, “Onlar için dünyada rezillik, ahiret’te de büyük bir azab vardır.” [11] ayetini tefsir ederken dünyadaki rezilliği Mehdi’nin zuhuru olarak te’vil etmektedir. [12]

Buhari Niçin Buhari’den Bahsetmez?
Mehdi’nin zuhurunu inkar edenlerin istinat noktalarından biri de, Buhari’de mevzuyla alakalı sarih bir rivayetin olmamasıdır. Buhari’yi itibarsızlaştırmak için yoğun bir faaliyet içinde olanların bu çıkışının pek manidar olduğunu bir tarafa bırakarak şunu söyleyelim: Bununla oluşturulmak istenen algı, en sahih iki hadis mecmuası Buhari ve Müslim’in müellifleri Mehdi hadislerini eserlerine almadıklarına göre, bu hadisler uydurmadır. Şu bilinmelidir ki, Buhari ezberinde 300 bin hadis olduğunu, bunlardan 100 binin sahih, 200 binin de sahih olmadığını söyler. [12] Buhari’de ise tekrarlarla birlikte 7275 hadis vardır. Görüldüğü gibi Buhari sahih hadislerin rakamını 100 bin olarak verirken kitabına aldığı hadis sayısı oldukça azdır.
Öncelikle şu bilinmelidir ki; Mehdi mevzuu Buhari’de mücmel, diğer hadis mecmualarında ise mufassal olarak vardır. Nitekim Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği hadisi şerifte Allah Rasulü (aleyhisselam) “Meryem oğlu İsa aranıza indiğinde ve imamınız da sizden olduğu halde haliniz nasıl olur?” buyurmaktadır.
Buhari ve Müslim mühim pek çok meselede hadis rivayet etmemesine rağmen ulema, diğer hadis mecmualarındaki rivayetler sahih ise onlarla fetva vermiş ve de amel etmiştir. On Sahabe’nin Cennetlik olduğunu bildiren hadisler Sünen kitaplarıyla Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde vardır. Buhari ve Müslim’de olmamasına rağmen Ümmet onlarla amel etmiş; akaid kitaplarında Aşere-i Mübeşşere zikredilmiştir.

Şia ve Ehli-i Sünnet’te Mehdi
Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarında geçen Mehdilik sadece “Mehdi” adını kullanmada müştereklik arz eder. Nitekim isnaaşeriyye Şia’sına ait kaynaklarda yer alan 200’ün üzerindeki rivayette, Mehdi’nin on ikinci İmam Muhammed b. Hasen olduğu iddia edilir. Ona “Mehdi el-Muntazar” da denir.
Şia’nın Mehdi’si olan on ikinci imam Muhammed b. Hasen, babasının vefatından sonra insanlardan gizlendi ve bir daha onlara hiç görünmedi. Deccal’in ortaya çıkmasından sonra Mekke’de zuhur edip iktidarı ele geçirecek, zalimleri cezalandırıp adaleti hakim kılacak. Diğer imamlar gibi on ikinci imam da masumdur. Şiiler imamların doğumlarından ölümlerine kadar hata, yanılgı ve unutmadan masum olduklarına inanırlar. Nitekim Humeyni de mevzuyla alakalı şunları söylemektedir: “İmamlarımızın ne mukarreb meleklerin, ne de nebilerin ulaşamayacağı bir makama sahip olduklarına inanmak, mazhebimizin inanç esaslarındandır.” [13] Ehl-i Sünnet kaynaklarına göre ise Mehdi, Allah Rasulü’nün (aleyhisselam) soyundan, hz. Fatıma’nın neslinden gelecek, onunla her şeyde bereket olacak. İsa b. Meryem arkasında namaz kılacak. Deccal’a karşı çıkacak lakin onu Hz. İsa öldürecek. Alnı açık, burnu kemerli olacak. Yeryüzünü adaletle dolduracak. Adı Muhammed b. Abdullah olacak.
Hadis mecmualarında Mehdi rivayetleri bizzat Allah Rasulu’ne, (aleyhisselam) Şia kitaplarında nakiller ise Şiilerin masum olduklarına inandıkları on iki imama dayanır.

Hakk’ın Şahitleri
Mehdi mevzuunda Şia bir vadide, Ehl-i Sünnet başka bir vadidedir. Biri hakkın şahidi, diğeri ise uydurma rivayetlerin müdafiidir. “Başka dinlerde ya da Şia’da Mehdi var” diye, Mehdi’nin zuhurunu inkar etmek “batıl” var diye “hak”kı reddetmek ya da yalancı peygamberlerin faaliyetleri var diye Allah Rasulü’nün risaletini inkar etmek gibidir. Aynı mantık örgüsünün umuma teşmil edilmesi durumunda ortada ne din ne de diyanet kalır. Zira Şia’nın hurafelerini gerekçe gösterip, mütevatir hadislerle sabit olan bir hakikati yok saymak, “Allah Teala’nın sıfatlarını anlama noktasında insanların bir kısmı ifrat ve tefrite gidip teşbih ve tecsimi savundu, dolayısıyla Allah’ın yanlış anlamalara sebep olan sıfatları da inkar edilmeli.” gibi müminlerin akidelerini sarsacak tehlikeli söylemlere de kapı açar.

Akıl Tutulmaları ve Fasit Örgüler
Mehdi’nin zuhurunu akla aykırı bulanlar da, Şia kaynaklı olduğunu iddia edenler gibi –aynı mantık örgüsünden hareketle hüküm verdiklerinden- hata ediyorlar. Mehdiliği Şia nazarından bakınca hem Şeriat’a hem de akla aykırı pek çok mevzunun olduğu doğrudur. Lakin Ehl-i Sünnet’e göre ise Mehdi, adil her devlet adamının yaptığını yapacak, zulme son verip adaleti hakim kılacak. Bu, bütün nebilerin ve onların yolunda yürüyenlerin vazifesidir. Bunun neresi akla ve Şeriat’a aykırıdır?!
Bu mantık gün gelir, “tarih yazan” İslam’ı, “tarih” yapar. Ümmet’i bu fitnelerden kurtarmak, Allah Rasulü’nün (aleyhisselam) zuhur edeceğini haber verdiği Mehdi’yi inkar etmekle değil, İslam’ı Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet çerçevesinde anlamaya çalışmakla mümkündür.

(Sünneti Reddeden Kur’an Müslümanlığı Kitabından Kısaltılmıştır.)

İlginizi Çekebilir !

Ahiret Bilinci mi Alamet Beklentisi mi? – Cumali Baylu

Kıyametin ne zaman kopacağı sorusu İslâm’ın ilk yıllarından beri insanların kafalarını kurcalamış ve insanlar buna …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir