17 Haziran 2018 Pazar
Anasayfa / Takdim Dergisi 3. Sayı / Kıyametin Habercisi: Mesih Deccal – Mus’ab Çalışkan

Kıyametin Habercisi: Mesih Deccal – Mus’ab Çalışkan

Rahman ve Rahim olan Allah U ‘ın adıyla

Hangimizin daha güzel işler yapacağını açığa çıkarmak[1] için bizi yaratan Allah Teala ilk insandan beri süregelen iman-küfür mücadelesinde biz kullarının hangi tarafta yer alacağının zahir olması için bizi bir dizi imtihanlara tabi tutmaktadır. Bu imtihanların en büyüğü de Efendimiz r ‘in buyurduğu üzere[2] Ahirzamanda ortaya çıkacak olan ‘’Mesih-Deccal’’ dir. Fitnenin büyük olması sebebiyledir ki her peygamber ümmetini Deccal fitnesine karşı uyarmıştır.[3]

Deccal ahirzamanda ortaya çıkacak olan,  insanlara cennet ve cehennem vadetmek[4], ölüleri diriltmek[5] gibi bir takım olağanüstü özelliklere sahip olan evvela nübüvvet daha sonra da ilahlık iddiasında bulunacak olan bir varlıktır. Yeryüzünde hızla yayılacak[6], Mekke ve Medine hariç her yere uğrayacak[7] sahip olduğu olağanüstülüklere inandıracağı ve ekseriyeti yahudi, münafık ve kadınlar olan[8] bir topluluğu ifsad edip onları İlah olduğuna inandıracak olan küfür cephesinin en azılı kafiridir.

Peygamber Efendimiz  Deccal’in fitnesinden namazlarında Allah‘a sığınmış ve devamlı ümmetini uyarmış aynı zamanda onu tanımamız ve fitnesine karşı kendimizi koruyabilmemiz için Deccal’in bütün sıfatlarını ayrıntısıyla anlatmıştır. El-Heysemi tarafından sıhhati te’yid edilen bir hadiste Hz. Peygamber r “İnsanlar Deccal’ı zikrettiği, imamlar minberlerden bunu duyurmaya devam ettiği müddetçe Deccal çıkmaz.” buyurarak Deccal fitnesine karşı halkı devamlı uyarmayı tavsiye etmekte bunun terkini hoş  karşılamamaktadır. Bu makalemizde Mesih-Deccal kelimelerinin analizine, Kur’an ve Sünnette Deccal’in varlığına, Deccal’in kimliği bağlamındaki iddialara, fiziksel özellikleri gayesi ve iddiasına, Deccalden korunmanın yollarına değineceğiz. Son bölümde de cumhur ve muasır ulemanın bu konu hakkındaki görüşlerini ve geçmişten günümüze bu konu hakkındaki mülahazaları aktarıp makalemizi tamamlayacağız.

Mesih ve Deccal kelimelerinin analizi:

Mesih kelimesi Arapçada; yüzünün bir tarafında gözü olmayan, aldatıcı büyüleyici söz, kötü ve yaratılıştan bozuk gibi anlamlara gelmektedir.[9]Dikkat edilirse Deccal’in hususiyetleri arasında yukarda yer alan manaların hepsi geçmektedir. Alimlerin bir kısmına göre Deccal’e Mesih denmesinin sebebi bir gözünün memsuh (meshedilmiş) olmasıdır. Bununla birlikte onun insanlara büyüleyici güzel söz söylemesi ve gözünden başka diğer fiziki özellikleri de göz önünde bulundurulduğunda yaratılıştan bozuk olması da sözlük manasına uymaktadır.

Mesih yalnız Deccal için değil Hz İsa (as) için de kullanılmıştır. Kur’an-i Kerim’in bir çok yerinde gerek tek başına[10] gerekse Hz İsa ile beraber[11] zikredilmiş, hadislerde ise Deccal’in anlatıldığı yerlerde tek başına Mesih kelimesi gelmemiş, Deccal’e tamlama halinde kullanılmıştır.[12]

Bununla beraber bu kelimenin Arapça المسح kelimesinden türemiş olduğunu söyleyenler olduğu gibi İbranicede ‘’Meşiha’’ anlamına gelen kutsal yağla meshedilen kişi manasına gelebileceğide söylenmiştir.[13]

Deccal lafzına gelecek olursak  دجل  (yalan söyledi) manasına gelen fiilden türediği söylenmiştir. İsm-i Faili الداجل olan kelime yalan söyleyen manasına gelir. Nitekim Hz Ebubekir 0 Fatıma 1’yı Hz Ali 0 için istediğinde ‘’Ben Ali için kefilim, ben Deccal değilim’’ demiştir. Şu halde Deccal hakkı batıl ile karıştıran ve çokça yalan söyleyen manasında olur.[14] Kelimenin bir çok manasını zikreden el-Kurtubi yalancı manasını ilk sıraya almıştır.[15]

Deccal Kur’an-ı Kerimde Anlatılıyor mu?

Deccal’in Kur’an-ı Kerimde sarahaten yer almadığı bilinmekle birlikte Deccal’e delalet eden bazı ayetlerin olup olmadığı alimler arasında ihtilaflıdır. Alimlerin bir kısmı Kur’an-ı Kerimin bazı ayetlerinin Deccal’e işaret ettiğini iddia ederken bir kısmı muhtelif ayetler bağlamında konuya değinmiş, bir kısmı da bu meselenin sünnetle sabit olduğunu söylemişlerdir. İbn Kesir[16], el-Askalani[17], es-Sehavi[18], el-Alusi[19] ve İsmail Hakkı Bursevi[20] Kur’an-ı Kerimde yer alan bazı ayetlerin işari olarak Deccal’i anlattığını söylerken,  Abdullah b. Mes’ud 0[21], Süfyan es-Sevri[22], et-Taberi[23], ez-Zemahşeri[24], el-Kurtubi[25], er-Razi[26], el-Beydavi[27], en-Nisaburi[28] ve Ebu’s-Suud[29] 6 sarahaten Kur’an-ı Kerimde yer almayan Deccal’i  bazı ayetlerin[30] açıklaması meyanında zikretmişlerdir. İmam es-Suyuti de ed-Dürrül-Mensur’da Mümin suresinin 56. Ayeti bağlamında Deccal’i zikretmiştir. Deccal’in Kur’anda geçmediği halde bu alimleri işari olarak bu yorumları yapmaya iten sebep –Allah bilir ya-  Sahabeden gelen kaviller ve Deccal ile alakalı hadislerin manevi mütevatir seviyesine ulaşmış olmasıdır. Bu kesin bilgilerden hareketle ayetleri yoruma tabi tutmuşlar ve muhtelif vesilelerle kıyameti anlatan ayetler bağlamında Deccal’i zikretmişlerdir. En doğrusunu Allah Teala bilir.

Sünnette Deccal:

Kur’an-i Kerimde Deccal’in açıkça geçmediğini yukarda zikretmiştik. Hadis külliyatımıza göz gezdirdiğimizde Deccal ile alakalı rivayetlerin oldukça fazla olduğunu görüyoruz. Bu rivayetler Abdullah b. Amr, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Mes’ud, Hz Aişe, Cabir b. Abdillah, Cabir b. Semure, Ebubekir es-Sıddik, Ebu Hureyre, Ebu Said el-Hudri, Ebu Ubeyda es-Selmani, Ebu Umame el-Bahili, Enes b. Malik, Fatima binti Kays, Huzeyfe b. Esid el-Gifari, Huzeyfe b. El-Yaman, İbn Abbas, İmran b. Husayn, Muaz b. Cebel, Muğire b. Şu’be, Nafi b. Utbe, Nevvas b. Sem’an, Salim b. Abdillah, Ubade b. Samit, Ubeyde b. El-Cerrah 5 gibi sahabilerin vesilesiyle gelmiştir.[31]

İbn Hibban el-Büsti Sahih’inde Deccal ile alakalı 35 rivayet kaydederken[32] el-Hakim Müstedrek’inde, Ahmed b. Hanbel Müsned’inde Deccal ile alakalı hadislere genişçe yer vermişlerdir. İbn Hanbel mükerrerler dahil 148 hadisi tahriç eder. Tayalisi 10 hadis, İbn Ebi Asım iki hadis, İbn Mende ‘’Deccal’in, yec’üc ve mec’ücün çıkacağına inanmak vaciptir’’ anlamındaki bir başlık altında sahih ve hasen olmak üzere 14, Deccal’in sıfatı başlığı altında ise 21 hadis tahriç eder.[33]

Görüldüğü üzere Deccal ile alakalı bir çok hadis sabit olmuş ve çoğu alime göre bunlar manevi mütevatir seviyesine ulaşmıştır. Bu hadislerde Deccal’in varlığı, fiziksel özellikleri, yeryüzünde ne kadar kalacağı, nereden çıkacağı, nerede öleceği vs gibi meselelere değinilmiştir.

Deccal’in Kimliği Bağlamında Bahsedilen İki Hadis Ve Değerlendirmesi

Deccal’in kim olduğu hususunda tartışmalara konu olan iki hadis vardır ki bunlar uzun süre alimleri meşgul etmişlerdir. Bunlar İbn Sayyad meselesi ve Temim ed-Dari kıssası olmak üzere biri Hz Peygamber döneminde yaşamış ve kendisinde kısmen Deccal’in özellikleri bulunan bir şahsiyet, diğeri ise Hristiyan iken Müslüman olan Temim ed-Dari ‘nin anlattığı bir hadise. Bunları kısaca ele alalım:

İbn Sayyad Meselesi:

Bazı rivayetlerde ismi İbn Saaid olarak geçen[34] ve Medineli Yahudilerden olduğu söylenen[35] sonra da Müslüman olan İbn Sayyad, kendisinde garip hallerin bulunduğu, fiziken Deccalde bulunan birkaç özelliği kendisinde barındıran ve gaybdan haber veren bir kişidir.

Efendimiz onun Deccal olup olmadığını tetkike gitmiş kendisine ‘’Allah’ın elçisi olduğumu tasdik eder misin? ‘’ diye sual etmiş İbn Sayyad bunu reddettiği gibi Efendimiz ’in kendisine iman etmesini teklif etmiştir. Hz Ömer bu küstahlığa sinirlenip Resulullah’dan onu öldürmek üzere izin istemiş, Efendimiz ise ‘’Eğer o deccal ise sen onu öldüremezsin (onu öldürecek İsa b. Meryemdir). Şayet o deccal değilse onu öldürmekle bir hayır kazanmış olmazsın’’ buyurmuştur.[36]

Bu olay İbn Sayyad’ın o tarihte Müslüman olmadığını gösteriyor. Hz Muhammed r ‘i reddedip ona meydan okuyan birinin nasıl hayatta kaldığı neden öldürülmediği meselesine gelince kimi alimler o tarihte Müslümanların Yahudilerle aralarında antlaşma olduğunu söylüyorlar.[37] Alimlerin bir kısmına göre ise İbn Sayyad’ın çocukluk çağında bulunması dolayısıyla mükellef olmadığı için Efendimiz onun öldürülmesine izin vermemiştir.[38]

İbn Sayyad’ın Deccal olma meselesi gelince fiziksel özelliklerinin yanında garip tavırları ve sözleri, gaybdan haber vermesi gibi ilginç durumlar Hz Ömer, Abdullah b. Ömer ve Cabir b. Abdillah’ın onu Deccal diye nitelendirmelerine sebep olmuştur. Cabir bu konuda kendisinden o kadar emindi ki Hz Ömer’in bu hususta yemin ettiğini Resulullah’ın da buna itiraz etmeyip sukut ettiğini söylüyordu.[39]

Resulullah’ın tereddüdü ve sukutu Deccal’in sıfatları hakkında henüz vahiy gelmediği için olabilir. Hz Ömer’in yeminine karşı susması da bundan olmalıdır. Zaten Efendimiz’in İbn Sayyaddan şüphelenip konuşmaya gitmesi, tetkik etmesi de böyle olduğunun delilidir.

Kendisinin Deccal diye nitelendirilmesinden rahatsız olmuş olacak ki İbn Sayyad Ebu Said el-Hudri ile aralarında geçen konuşmada kendisinin Deccal olmadığını, Deccal’in çocuğu olmayacağını kendisinin ise çocuğu olduğunu, Deccal’in Mekke ve Medine’ye giremeyeceğini kendisinin ise Medinede doğduğunu ve Mekke’ye gittiğini söyler. Bununla birlikte Deccal’in doğduğu ve kaldığı yeri, nerede olduğunu yemin ederek bildiğini söylemesi[40] başka bir varyantta kendisine Deccal olmak isteyip istemediği sorulduğunda, ‘’Bu görev bana verilseydi reddetmezdim’’ demesi[41] onun hakkındaki şüphelerin devam etmesine sebep olur.

Bu hadis vesilesiyle şunu söyleyelim ki bir insanın Mekke yada Medine’de doğması, orada bulunması, çocuğu olması vs Deccal olmayacağı anlamına gelmez. Her ne kadar Peygamber Efendimiz bu vasıfları zikretse de bu hususiyetler Deccal’in ortaya çıkacağı zaman için geçerlidir. en-Nevevi de bu görüştedir.[42]

Hülasa İbn Sayyad hakkında ulemanın çoğu büyük deccal olmadığını lakin deccallerden biri olduğunu,[43] Deccal olma teklifine razı olmasının onun kafirliğinin delili olduğununu[44] dile getirmişlerdir. Bu meselenin ihtimalli olması ve İbn Sayyad’ın Medinede bulunduğu bir sırada Resulullah’ın, Deccal’in doğudan zuhur edeceğini söylemesi[45] alimleri İbn Sayyad’ın Büyük Deccal olmadığı kanaatini taşımalarına sebep olmuştur.

Temim ed-Dari Kıssası:[46]

Evvela Hristiyan alimi olan Temim ed-Dari Şam’dan çıkan bir kafileyle birlikte  gelip Müslümanlığı kabul etmiştir. Fatıma binti Kays’ın rivayet ettiği hadiste: Temim Lahm ve Cüzam kabilesinden 30 kişiyle birlikte denize açılmıştır. Bir ay dalgalarla boğuştuktan sonra bir adaya sığınan kafile kıllarının çokluğundan önü arkası belli olmayan isminin Cessase olduğunu söyleyen bir hayvan görürler. Bu hayvan konuşarak onları bir manastıra gönderir. Burada elleri ayakları zincirle bağlı olan çok büyük bir insanla konuşurlar. Bu adam Temim ve arkadaşlarına Beysan hurmalığının meyve verip vermediğini, Taberiye gölünün kuruyup kurumadığını, Zuğer gözesinin suyundan ziraat yapılıp yapılmadığını ve Hz Muhammed r ’in çıkıp çıkmadığını sorar. Bütün bu sorulara cevaplar aldıktan sonra kendisini tanıtır ve ‘’Ben Mesih Deccalim. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım yer kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine ne vakit girmek istesem bir melek elinde yalın kılıç beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur’’ der.[47]

Rasulullah bastonunu minbere vurarak:

‘Taybe budur, Taybe budur, Taybe budur. Yani Medine’dir. Dikkat! Ben size bunu haber verdim değil mi?’ diye sordu. İnsanlar: Evet, dediler. Rasulullah: ‘Temim’in anlattıkları, benim Deccal ve sıfatı hakkında anlattıklarıma uygun olması benim hoşuma gitti. Dikkat! Deccal, Şam denizindedir yahut Yemen denizindedir! Hayır, bilakis o doğu tarafındadır, doğu tarafındadır, doğu tarafındadır!’ buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti.[48]

Efendimiz’in Deccal’in nereden çıkacağını söylerken evvela Şam ve Yemen demesi sonrada kati bir şekilde doğu tarafından çıkacağını söylemesi, ilk önce Temim’in kendisine anlattıklarından tahminde bulunmasından sonrada kendisine gelen vahiyle bunu düzeltmesinden olmalıdır. Nitekim hadisin bir varyantında[49] Deccal’in yerini söylerken Efendimiz’e ağırlık çöktüğü, kendisine geçkinlik geldiği rivayeti vardır. Bu rivayetten de anlaşılacağı üzere Efendimiz’e bu esnada vahiy gelmiştir. Zaten konuyla alakalı diğer rivayetler de bunu teyit etmektedir. Dolayısıyla bazı muasır kimselerin[50] iddia ettikleri gibi hadiste bir tereddüt yoktur. Hadise getirilen bir başka eleştiri hadisin garib (tek sahabi tarafından rivayet edilmesi) olmasıdır.[51] Bu hadisin Fatıma binti Kays dışında Cabir b. Abdillah[52], Ebu Hureyre ve Hz Aişe’den[53] de rivayet edildiğine dikkat çeken İbn Hacer bu rivayetin reddedilmesinin yanlış olduğunu söyler.[54] Zaten Hadis kriterlerine göre hadisin sahihliği konusunda bir şüphe yoktur.[55] Bu hadisin kesin İbn Sayyad meselesinin ihtimalli olmasından ötürü bu rivayeti esas alan et-Tahavi[56], İbn Kesir[57], Beyhaki[58] İbn Sayyad’ın Deccal olmadığı kanaatine varmışlardır. Aksi takdirde bu iki hadisin arasını telif etmek mümkün olmazdı.

Alimler bu hadisin sahih olması nedeniyle her ne kadar hadisteki şeyler garip olsa da dinen aklen ve imkansız bir şey olmadığını, bu kıssanın hurafe olmadığı aksi takdirde vahiyle teyid edilen Resulullah’ın Temimden rivayet etmesinin imkansız olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın kulları için bu tarz vakaları imtihan kılabileceğini söylemişler ve hadisin sahih bir tarikle geldiğine dikkat çekerek hadisin kesinlikle reddedilemeyeceğini belirtmişlerdir.[59]

Deccal’in Çıkış Zamanı:

Deccal’in ne zaman ortaya çıkacağı ile alakalı elimizde net bir bilgi bulunmamakla birlikte bazı rivayetlerde ne zaman zuhur edeceğine dair işaretler mevcuttur. Bir rivayette Rum diyarının fethinden sonra deccalin çıkacağı buyrulmuş[60], diğer bir rivayette İstanbul’un fethinden sonra çıkacağı buyrulmuş[61] başka bir hadiste de ‘’Melhame’’ (büyük savaş), İstanbul’un fethi ve Deccal’in çıkışının 7 sene içerisinde olacağı bildirilmiştir.[62]

Burada ve diğer bazı hadislerde[63] Deccal ile alakası kurulan İstanbul’un fethi meselesi gerçekleşmiş bir haber sayılacağı gibi, yukarda yedi sene içinde üç alametin gerçekleşeceğini anlatan hadis[64] ve İstanbul’un tekbirle fethedileceğini anlatan hadis[65] göz önünde bulundurulursa bu fethin gelecekte olacağı söylenebilir. Hakikati bilen Cenab-ı Allah’dır.

Deccal’in çıkacağı zaman dilimleri anlatılırken dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz hale geldiği[66], iman ve küfrün kesin hatlarla birbirinden ayrıldığı[67] zamana işaret edilmiştir. O günler akılların çelindiği günlerdir. İnsanlar birbirlerini öldürürler. Öyle ki kişi komşusunu, amcaoğlunu, yakınını öldürür de[68] öldürende, öldürülen de niçin olup bittiğini bilmez.[69] İmam Şarani kaynak göstermeden şöyle bir hadisten bahseder:

“Kitap ve Sünnet ne tarafa dönerse siz de o tarafa dönünüz. Haberiniz olsun kitap ile hükümet birbirlerinden ayrılacaktır. İşte o zamanda sizler sakın Kitabın emrinden ayrılmayınız. Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza bir takım âmirler ve devlet başkanları gelecek de, onlar (siz yardıma muhtaç iken, devlet hazinesinden ) sizlere vermezlerken, (hakları yokken) kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklar. Eğer sizler onlara karşı gelirseniz sizi öldürürler, kendilerine itaat edip uyarsanız sizi (Şeriat yolundan) saptırırlar.”[70] Diğer rivayetlerle birlikte mütalaa edildiğinde bu rivayetin doğru olabileceğini anlıyoruz.

Deccal’in zikredilen on büyük alamet içerisinde hangi sırada zuhur edeceği konusu ihtilaflı olmakla beraber hadislerden anladığımız kadarıyla Deccal, Hz İsa ve ye’cüc me’cüc ardarda çıkacaktır. Sıralama ise gene rivayetlerden elde edilen sonuca göre Deccal’in zuhur edeceği, sonra Hz İsa’nın nüzulü ve onu öldürmesi, daha sonra ise ye’cüc ve me’cüc ün yeryüzünde fesat çıkarmaları ve Hz İsa’nın duası vesilesiyle Allah’ın onları helak etmesi şeklindedir.[71] En doğrusunu Allah Teala bilir.

Deccal Nereden Çıkacak ?

Deccal’in çıkışıyla alakalı Efendimiz’in Temim hadisinde[72] doğuyu işaret ettiğini ve bunu üç kez tekrar ettiğini daha önce belirtmiştik. Buna ilaveten Deccal’in Horasan denilen Şarktaki bir yerden çıkacağı[73] söylenerek doğudan kastın neresi olduğu izah edilmiştir. Bir başka rivayette gene doğu tarafında olan İsbahan Yahudiyası’ndan çıkacağı söylenmiştir.[74] Aliyyü’l-Kari Deccal’in doğu tarafından çıkacağı bilgisinin vahye dayandığını, Resulullah’ın Temim kıssasını anlattığı sırada Deccal’in Şam veya Yemen tarafından çıkacağını tahmin ettiğini, ancak kendisine vahiy gelince kesin olarak Doğu tarafından çıkacağını söylediğini belirtir ki[75] diğer başka alimlerin de[76] buna katıldığını zikretmiştik.

Deccal’in Fiziksel Özellikleri:

Deccal’in cüsseli, heybetli, kızıl renkli, kıvırcık saçlı, ensesi kalın ve alnı geniş, bacaklarının kısa ve ayrık olduğu muhtelif rivayetlerde anlatılmaktadır.[77] En dikkat çeken ve hadislerde en fazla üzerinde durulan hususiyetleri ise tek gözlü olması[78] ve alnındaki ‘’k-f-r’’ yazısıdır.[79]

a)Gözünde Bulunan Kusur:

Peygamber Efendimiz Deccal’in gözündeki kusurdan bahisle: “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da u  kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, halbuki Allah asla kör değildir.[80] buyurmuştur.

Gözdeki bu kusurun sağ gözde olduğunu belirten rivayetler olduğu gibi,[81] sol gözünde olduğuna dair rivayetler de bulunmaktadır.[82] Bununla birlikte Deccal’in gözü pörtlek üzüm tanesine,[83] yeşil renkli cama ve parlak bir yıldıza da benzetilmiştir.[84]

Burada dikkatimizi çeken birkaç nokta var ki onlardan biri Efendimiz’in ‘’Halbuki Allah asla kör değildir buyurması’’ dır. Deccal’in iddialarından birinin de ilahlık olduğuna, ayrıca Deccal’in kusurlu Allah’ın ise bütün kusurlardan münezzeh olduğuna dikkat çekildiğini bu lafızdan anlıyoruz. Hadiste bu hususlar dile getirilerek ümmetin Deccal’i gördüğü zaman fitnesine kanma ihtimaline karşı dikkat çekiliyor.

Kusurun hangi gözde olduğu meselesine gelirsek hadislerde yer alan farklı ifadeleri sağ ve sol gözüne hamletmek suretiyle onları beraber ele almak mümkün görülmüştür. Böyle yorumlarsak hadislerde anlatılan muhtelif lafızları her iki göz için de düşünmek suretiyle Deccal’in her iki gözünün kusurlu olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla patlamış üzüm tanesine benzeyen ve sağ olduğu söylenen gözün sağ göz, parlak yıldıza benzeyen gözün ise sol göz olduğu sabit olur. El-Kurtubi[85] ve en-Nevevi[86] bu görüşü tercih edenler arasındadır. Esasen bu mesele ikincil bir mesele olup bizi alakadar eden kısmı Deccal’in gözünün kusurlu olmasıdır.

Hadisler birbiri ile çelişkili izlenimi verse de bu durum hadisler hakkında bizleri şüpheye sevketmemelidir. Zira hadisleri rivayet eden rical Müslim’in ricali ile aynıdır ve sikadır.[87] Kaldı ki yukarda belirttiğimiz üzere hadislerin arasını telif etmek gayet mümkün ve kolaydır.

Gözde bulunan kusur ve körlük her ne kadar bazı alimler tarafından manevi körlüğün olabileceğine hamledilse de[88] Efendimiz’in onu İbn Kattan isminde birine benzetmesi[89], bazı rivayetlerde elini gözünün üzerine koyarak Allah kör değildir buyurması,[90] bir rivayette gözlerinin Ensar’dan bir zata benzetilmesi[91] onun manevi olarak değil cismani olarak kör olduğunun delilidir. El-Elbani’nin bu konudaki görüşleri dikkate değerdir. O şöyle demektedir: ‘’Burada Deccal’in insan olmadığını savunanlara karşı açık bir delil vardır. Özellikle İbn Kattan’a benzetilmesi, Deccal’i Avrupa Medeniyeti ve süsleri şeklinde tevil edenlerin[92] görüşlerini çürütmektedir. Deccal, fitnesi büyük olan bir insandır’’[93]

Gerçekten bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda Deccal’in bir şahsı manevi veya Avrupa Medeniyeti gibi mücerred kavramlara indirgenemeyeceği açıktır. Esasen bu tavır Batıniliğin yolunu da açan ucu açık bir tevil mekanizmasını devreye sokar ki bu da ayet ve hadisler için oldukça tehlikeli bir durumdur.

b)Alnında ‘’K-F-R’’ Yazısının Bulunması:

Efendimiz, Deccal’in iki gözü arasında, alnının ortasında ‘’k-f-r’’ veya ‘’kafir’’ yazısının bulunduğunu[94] okuma bilsin ya da bilmesin ‘’Her müminin onu okuyacağını’’ buyurmuştur.[95]

Cumhur ulemanın bu konudaki görüşü bu yazının mecazi olmayıp gerçekten yazılı olacağı, istikamet sahibi müminlerin okuma yazma bilsin yahud bilmesin bu yazıyı okuyacağı, imansızlıkları ve şirkleri sebebiyle Allah Teala’nın kötülüğünü ve fitneye düşmesini istediği kişilerin ise okuma yazma bilse ve bu yazıyı görse de okuyamayacağı şeklindedir. En-Nevevi,[96] İbn Kesir,[97] İbn Hacer el-Askalani[98] bu görüşü paylaşanlar arasındadır. Bazı alimler[99] de konuya şöyle açıklık getiriyor: ‘’Cenab-ı Hak gözdeki idraki dilediği yerde ve dilediği zamanda yaratır. Binaenaleyh müminin okuma yazması, hatta gözü olmasa da Allah Teala’nın dilediğini okuyabilir. Kafir ise okuma yazması olsa da okuyamaz. Tıpkı müminin Allah’ın varlığına ait olan delilleri basiret gözüyle gördüğü halde kafirin görmemesi gibi. Deccal’in çıkış zamanı harikalar dönemi olacağı için bu olay da o harikalardan birini teşkil edecektir.’’[100]

Allah Teala’nın ‘’Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.’’ [101] buyurduğu göz önüne alındığında bu görüşün isabetli olduğu daha da anlaşılacaktır. İşlerin hakikatlerini bilen Cenab-ı Allah’dır.

Yeryüzünde Kalma Süresi:

Peygamber Efendimiz deccaldan bahsedince Sahabe sorarlar: ‘’Ya Resulallah, yeryüzünde ne kadar kalacak? Efendimiz kırk gün buyurur. Bir günü bir sene gibidir. Bir günü bir ay gibidir. Bir günü bir hafta gibidir. Diğer günleri sizin günleriniz gibidir. Sahabe:  “Ya Resulallah bir sene gibi olan günde bir günlük namaz yeterli midir? Nebi cevap verir: Hayır,(vakitlerin uzunluğuna göre) takdir edersiniz.”[102]

Yukarıdaki rivayete paralel olarak kırk sabah[103], bazılarında kırk gece ifadesi kullanılmıştır.[104] Buradan anlıyoruz ki bütün rivayetlerde ki ortak payda kırk rakamıdır ve bunda bir tereddüt yoktur.

Bazı alimler rivayette yer alan ‘’bir günü bir sene gibi olacak’’ ifadesini mecaza yorarak, bunun anlamının Deccal’in, müminlerin duygu dünyasına tesirinin yoğunluğundan hareketle müminlerin zamanın uzadığını sanmaları[105] yahut Deccal’in çok uzun zamanda yapmaya güç yetecek işleri kısa bir zamanda yapması anlamına geldiğini söylemişlerse de[106] kanaatimizce bu isabetli bir yorum değildir. İki sebeple ki:

Bunlardan ilki; Alimlerin cumhurunun bu hadisi zahiri üzere alıp yoruma tabi tutmamış olması, ikinci ve en mühimi de Efendimiz’in Deccal’in yeryüzünde ne kadar kalacağını söyledikten sonra Sahabe’nin bir sene gibi olan günde bir günlük namazın yetip yetmeyeceğini sorması ve Efendimiz’in de cevaben yetmeyeceğini günün uzunluğuna göre namaz vakitlerini takdir etmeleri gerektiğini söylemesidir. Özellikle bu ikinci husus açıkça gösteriyor ki ‘’bir sene gibi olan günden’’ kasıt mecazi bir ifade değil hakiki bir ifadedir. Aksi takdirde Efendimiz’in ‘’vakitlerin uzunluğuna göre takdir edersiniz’’ demesinin bir anlamı olmazdı. Muhyiddin İbn Arabi ‘de bu görüştedir.[107]

Burada calib-i dikkat bir mesele daha var ki zikretmeden geçemeyeceğiz. Sahabe’nin ‘’bir günü bir sene gibi olacak’’ gibi garip ve dikkat çekici bir cevaptan sonra meraklanıp ‘’bu ne demektir’’ diye sormayıp, ‘’o günde bir günlük namaz yeter mi?’’ diye sual etmeleri gerçekten sahabenin ne büyük bir teslimiyette olduğunu, sorgulamadan iman ettiklerini ve namaz konusunda ne derece hassas olduğunu göstermesi bakımından bir hayli anlamlı. Sorgusuz sualsiz,yorumsuz ve tevilsiz teslim olup iman eden, böylesine dehşetli bir vakitten bahsedilirken dahi ilk akıllarına gelen sual namaz olan Ashab-ı Kiram 5 nerede, gaybı taşlamaktan ve kıyamet alametlerini konuşmaktan ürkeceği yerde zevk alan, rivayetlere teslim olmak yerine tevile tabi tutma hastalığına yakalanan ve namazları önemsemeyen müslümanlar nerede?

Rabbim bizlere Sahabe-i Kiram’ın teslimiyetini, din anlayışını ve namaza olan düşkünlüğünü örnek alıp hayatımıza tatbik etmeyi nasip etsin.

Deccal’in İddiası Nedir? Ona tabi olacaklar kimlerdir ?

Deccal’in ilahlık iddiasında bulunacağını Efendimiz’in ‘’Haberiniz olsun ki, o kördür, halbuki Allah asla kör değildir.’’ buyurmasından[108] anlıyoruz. Bununla birlikte diğer rivayetlerden hareketle Deccal’in hemen uluhiyet iddiasında bulunmayacağı evvela takva sahibi bir mümin görüntüsünde olacağı, sonra peygamberliğini, en son da ilahlığını iddia edeceğini anlıyoruz.[109] Nitekim Efendimiz’in başka bir rivayette: “Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah’ın elçisi olduğunu zanneder.”[110] buyurması ve hadisin farklı bir varyantında da ‘’bunların en son çıkanının Deccal olduğunu söylemesi’’[111] yukarıdaki görüşü destekler mahiyettedir. İlk başta takva sahibi bir mümin olmasına gelince alimler, Resulullah’ın onu rüyasında Kabe’yi tavaf ederken gördüğünü beyan etmesini[112] ve konuyla alakalı diğer hadisleri göz önüne alıp Deccal’in ilk başta salih bir kul olacağını söylemişlerdir.[113]

Ayrıca bu her yalancı peygamberin birer Deccal olması gerçeğini bize anlatmaktadır. Merhum İbrahim Canan Hoca İbn Hacer el-Askalani’nin “Muhtemeldir ki, onlardan peygamberlik iddia edenler otuz veya otuz civarındadır. Bu miktardan fazlası, sadece yalancıdır batıla davette bulunur fakat peygamberlik iddia etmez.”  dediğini aktarır ve şöyle devam eder: ‘’Buna örnek olarak Gulat-ı Rafizâ, Batıniyye, Ehl-i Vahdet, Hululiyye gibi ayet ve hadiste açık seçik beyan edilmeyen, aksine hadisin  sarahatine muhalif olan meselelere inanmaya çağrıda bulunan dalalet fırkaları örnek gösterilmiştir.

Bu hususun doğruluğunu, Ahmed b. Hanbel’in kaydettiği bir rivayet te’yid eder. Mezkur rivayette Hz. Ali, peygamberlik iddia etmemekle beraber Rafizîlikte ifrata kaçan Abdullah İbnu’l-Kevva’a: “Muhakkak ki sen Resulullah’ın haber verdiği yalancılardansın”  demiştir.

Son devir müellifleri, İslam âleminin her tarafında Batılıların tahribiyle çıkmış olan din kisvesi altındaki  Batıcı cereyanların liderlerini de Resulullah’ın haber verdiği bu deccaller (decâcile) zümresinden saymışlardır: Kadıyanilik, Bahailik vs. gibi. Bunlarda, ayete ve sünnete ters düşen iddialar mevcuttur.’’[114]

Peygamberliğini de ilan eden Deccal en son uluhiyetini iddia edecek ‘’ben sizin rabbinizim’’  deyip Allah Teala’nın ona bahşettiği güçle birini öldürüp diriltecek[115] ve bu hareketin üstüne insanların bir kısmı ona tabi olmak suretiyle dalalete sürüklenecektir.[116] Bundan başka Deccal’in ayrıntılarını aşağıda göreceğimiz cennet ve cehenneme sahip olması, yeryüzünde hızla yayılması ve insanları öldürüp diriltmesi gibi bir takım fevkaladelikleri de olacaktır.

Deccal’e tabi olanlara gelince bunlar muhtelif rivayetlerde münafıklar, kafirler, Yahudiler ve kadınlar olarak geçmektedir.[117] Medine’nin üç kere sarsılacağını ve bunun sonucunda bütün kafir ve münafıkların Medine’yi terk edip Deccal’e tabi olacağına dair gelen rivayetlerin yanında[118] muhtelif rivayetlerde Yahudilere sıklıkla vurgu yapılmış bu konuda birden fazla hadis varit olmuştur.[119] Allah Teala’nın  ‘’(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün…’’[120] ayeti ile beraber mütalaa edildiğinde bu durumun şaşırtıcı olmadığı ortaya çıkar.

Mısırlı müellif Said Eyyup[121] Voltaire (1694/1778), J. J. Rousseau (1717/1778), Diderot (1713/1784), A. Comte (1798/1857), K. Marks (1818/1883) E. Durkheim (1858/1917), S. Freud (1856/1939), J. P. Sartre (1905/1980) gibi bazı materyalist filozofların Deccal’in Yahudi asıllı yardımcıları olduğunu söyleyerek[122] ilginç ve bir o kadar da isabetli bir tespit yapar. Gerçekten de yukarda sayıp dökülen adamların icraatleri ve fikirlerine baktığımızda bu filozofların, insanlığı batıla sürükleme bakımından Deccal’in ‘’ortalığa fitne tohumları saçma ve toplumu ifsat etme’’ vazifesinde ona bir hayli yardımcı oldukları söylenebilir.

Deccal’in Olağanüstü Hallerinin Tahlili:

Her şeyden evvel şunu söyleyelim ki Allah Teala’nın Peygamberlere bile vermediği bazı olağanüstülükleri Deccal’e bahşetmesi zamanın Kıyamet zamanı gibi fevkalade bir zaman olmasının yanında Allah Teala’nın kullarını imtihana tabi tutması gerçeğine matuftur ve Cenab-ı Hak dilediğini yapmaya kadirdir.[123]

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri de bu duruma şöyle dikkat çeker: ‘’İblis, Firavun, Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olup da onlardan şimdiye kadar vaki olmuş hallere ne mucize ne de keramet deriz. Bunlar istidraç[124] olup Allah’ın onların ihtiyaçlarını gidermesi demektir. Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını onları derece derece azaba çekmek ve cezaya çarptırmak kabilinden yerine getirir. Onlar da buna aldanıp azarlar. Bunlar caiz ve mümkündür.[125]

  1. a) Cenneti Ve Cehennemi:

Allah Resulü bir rivayette: ‘’Onun beraberinde su ve ateşin olduğunu, ümmetinden ona yetişenlerin ateş olan yerde bulunması gerektiğini’’ buyurmuş[126] diğer bir rivayette ‘’Bir yanında cennet bir yanında cehennemin benzerinin ( mislinin) olacağını cennetin hakikatte cehennem cehennemin ise hakikatte cennet olacağını’’ beyan etmiştir.[127]

Alimlerin çoğu buradaki cennet ve cehennem, su ve ateşin hakikat olma ihtimaline değinmekle birlikte ifadelerin mecaza hamledilebileceğini söylemişlerdir. İbn Hacer el-Askalani Deccal’in cennet ve cehenneminin insana görünümü hakkında; bunların hakikat şeklinde görünebileceğini Deccal’in bir sihirbaz olup cenneti cehennem, cehennemi ise cennet gösterebileceğini yahut Allah Teala’nın imtihan mucibince insanlara o şekilde göstereceğini söylemiş,[128] cennet ve cehennemin mahiyetinin de cennetten maksadın lezzet ve nimet cehennemden maksadın da işkence ve azab olabileceğini belirtmiştir.[129]

Hadiste geçen ‘’ cennet ve cehennemin misli’’ ifadesine dikkat çeken Ali el-Kari de bunun sihir olup mahiyetininse mecaz olabileceğini söylemiştir.[130]

İmam et-Tahavi ve İbn Hazm da bazı rivayetlerden hareketle ateş ve suyun sihir olabileceğine işaret etmişlerdir.[131] Bununla beraber Kadı İyaz[132] ve İbn Kesir[133] gibi alimler de lafza bağlı kalıp hem ifadeyi hem muhtevayı hakikat olarak telakki etmektedirler.

Deccal’in hakiki bir şahıs olmasıyla birlikte bir rivayette ‘’misli’’ kelimesinin yer alması[134] bir rivayette ise ‘’insanların gözünde şu şekilde olacak’’ ifadesinden[135] hareketle bu olağanüstü hallerin sihre yorulması, muhtevalarının ise Allah Teala’ya havale edilmesi tercih edilmeye daha layık olsa gerek. Tüm işleri  ayrıntısıyla bilecek olan Cenab-ı Haktır.

  1. b) Çok Hızlı Hareket Etmesi:

Deccal’in hızlı hareket etmesiyle alakalı hadiste ‘’önüne bulutu katan rüzgar gibi hızlı olacağı’’ ifade edilmiş ve süratine dikkat çekilmiştir.[136] Onun bineğiyle alakalı olarak da çok büyük ve iki kulağının arası kırk arşın (yaklaşık yirmiyedi metre) olan bir eşekden bahsedilmiştir. Kadim ulema bu bineğin mahiyeti hakkında yorum yapmamış, teslimiyeti ön planda tutup olduğu gibi kabul etme yoluna gitmişlerdir. Muasır alimlerden bazıları Deccal’in hızlı hareket etmesini zamanındaki ulaşım ve haberleşme vasıtalarının inkişafı ile,[137] bineğinin kulaklarının arasının kırk arşın olmasını ise iki kanadının arası kırk arşın olan uçak ile izah etmişlerdir[138] ki bize göre bunlar zorlama yorumdur.

Sonuçta Deccal’in çıkacağı ortamda teknolojinin ileriye mi gideceği yoksa ilkel şartlara tekrar mı dönüleceği kesin değildir. Tesiri ve tahrip gücü çok yüksek olan kimyasal silahların yayıldığı, insanoğlunun teknoloji denilen vasıtayı şeytanın bile aklına gelmeyecek işler için kullandığı, tabiatı, gıdayı vs bozup türlü türlü felaketlere yol açtığı hesaba katılırsa tarihin son dönemeci olan Kıyamet sahnesinde Dünya’nın teknoloji anlamında ne seviyede olacağını bilemeyiz. Bazı yazarlar da[139] geçmişteki teknolojinin günümüzden ilerde olduğunu, o dönem mimarisinin çok daha üstün olduğunu bilhassa geçmişte yok edilen kavimler vasıtasıyla teknolojinin sıfırlanıp insanın tekrar iptidai seviyeye döndüğünü iddia ediyorlar ki olmayacak bir şey değildir. Dolayısıyla herkes içinde bulunduğu çağa göre bir değerlendirme yaparsa bu subjektif, indi bir yorum olur. Kanaatimizce bu mesele gaybi bir konu olduğunun bilincinde olarak değerlendirilip Allah Teala’ya havale edilmeli ve tevakkuf[140] edilmelidir.

  1. c) Öldürüp Diriltmesi:

Deccal’in uluhiyetini ispat için öldürüp diriltenin kendisi olduğunu söyleyeceğini daha önce izah etmiştik. Bir rivayette bedevilere gidip develerini dirilteceği, diğer rivayette kardeşi ve babası ölen bir adama gidip adamın kardeşi ve babasını dirilteceği o adamın da ona inanacağı anlatılır.[141]

Başka bir hadisin sonunda da şöyle bir ifade mevcuttur:

“… Deccal bir kavmin üzerine gelir ve onları dâvet eder. Onlar da ona iman edip kendisinin çağrısına uyarlar. Ardından semaya emreder, sema yağmur yağdırır. Yere emreder de, yer her türlü bitkiyi bitirir… Bir harabeliğe uğrar ve ona hitaben: ‘Hazinelerini ortaya çıkar’ diye emreder. Sonra yetişkin gençlik dolu bir civanmert çağırır. Onu kılıçla vurup, iki parça halinde keser. Parçalarını bir ok atımı mesafesi kadar birbirinden ayırır. Sonra, parçaladığı genci çağırır. O da hemen yüzü parıldayarak ve güler halde ona yönelir, gelir …”[142]

Bu hadisteki gencin gülmesi, ona gelmesi Deccal’e inanıp iman etmesi anlamında değil dirilmesi ve hayat belirtisinin tekrar kendisinde bulunması anlamındadır. Böyle olduğunu başka bir rivayette geçen şu ifadelerden anlıyoruz: ‘’Deccal genci öldürüp dirilttikten sonra kendisine iman etmesini ister. O Müslüman tekrar dirildiğinde senin Deccal olduğuna yakinen şimdi inandım der. Daha sonrada Deccal bir daha genci öldürmek isteyecek fakat bunu yapamayacaktır.’’[143]

Bu hadislerin yorumunda da daha önce muhtelif vesilelerle değindiğimiz tarzda mecazi yorum yapan alimler olmuştur. Deccal’in öldürüp diriltmesinin bir tür tedavi yoluyla olduğunu söyleyenlerin[144] yanı sıra, diriltmenin zevk ve eğlenceden mecaz olup öldürmenin de maneviyat anlamında öldürme olduğunu söyleyenler olmuştur.[145]

Deccal’in zaten başlı başına Kıyamet’in bir alameti olduğu gerçeğinden hareketle tahrip edici ve kötülüğü yayıcı biri olduğunu bizde yukarıda ifade etmiştik. Bununla birlikte bu yorumların zorlama olduğu kanaatindeyiz. En doğrusunu bilen Allah Teala’dır.

Deccal’in Yok Oluşu Nasıl Olacak?

Deccal’in doğu tarafından geleceğini, Medine’ye girmek için Uhud Dağı’nın arkasına ineceğini, sonrasında meleklerin ona engel olup onu Şam tarafına yönelteceklerini ve Deccal’in orada helak olacağını muhtelif rivayetlerden[146] öğreniyoruz.

Onu kimin öldüreceğine gelince bu konudaki rivayetlerin istisnasız hepsi Deccal’i öldürecek olan şahsın Hz İsa 8 olduğunu söylemektedir. Deccal’in Hz İsa’nın zamanında yok olacağı,[147] onu öldürmeye Hz İsa’dan başka kimsenin muvaffak olamayacağı,[148] Hz İsa’nın sabah vakti Beytü’l-Makdis’e ineceği ve Deccal’in onu görünce kurşunun erimesi gibi eriyeceği,[149] rivayetleri bunu kesin olarak teyit etmektedir.

Deccal’den Korunmak Mümkün mü?

Deccal’ den nasıl korunacağımız hususunda rivayetlerde ondan uzak durmak,[150] Mekke veya Medine’ye sığınmak,[151] Kehf Suresi’nin başından veya sonundan on ayeti okumak (ezberlemek)[152] ve namazlarda Deccal’in fitnesinden sığınmak için dua etmek[153] maddelerinin yer aldığını görürüz. Bunlara kısaca değinelim:

a)Deccal’den uzak durmak

Peygamber Efendimiz ümmetini Deccal’den uzak durması hususunda ikaz etmiş ‘’Deccal’in çıktığını duyan kişi ondan uzak dursun. Zira kişi onu mümin zannedip yanına gelir ama ortaya attığı şüphelere kanıp ona tabi olur ve dalalete sürüklenir.’’ buyurmuştur.[154]

b)Mekke ve Medine’ye sığınmak

Daha evvel Temim ed-Dari kıssasında Deccal’in kendisinden bahsederken: “…Ben Mesih Deccal’ım. Yeryüzünü dolaşırım. Kırk günde Mekke ve Medine hariç inmediğim köy bırakmaksızın hepsine uğrarım.”  dediğini görmüştük.

Aslında Deccal’in giremeyeceği yeri anlatan rivayetlerin çoğunda tek başına Medine’den bahsedilmekle birlikte başka rivayetlerde Mekke’nin ve Mescid-i Haram’ın zikredilmesinden[155] dolayı biz Mekke ve Medine başlığı atmayı uygun gördük. Bir rivayette Medine’ye ilaveten Mekke ve Kudüs de yer alır.[156] Diğer bir rivayette ise Deccal’in giremeyeceği yerler mescid olarak zikredilmiş ve bunların arasında Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Tur zikredilmiştir.[157]

c)Kehf Suresi ayetlerinden okumak

Deccal fitnesinden korunmak için bazı rivayetlerde Kehf Suresi’nden ‘’ayetler’’ okumak gerektiği,[158] bir rivayete göre ilk on ayetinin okunması gerektiği,[159] başka bir rivayete göre ise son on ayetinin okunması gerektiği bildirilmiştir.[160]

Bu ifadelerin hadisin sıhhatine etkisinin olmadığını, istersek bazı ayetlerini istersek surenin tamamını, istersek ilk on veya son on ayetini okumamız halinde maksadın hasıl olacağını söyleyebiliriz. En doğrusunu Allah Teala bilir.

Bu surenin, okuyanı Deccal fitnesinden koruyacağı meselesine gelince; alimler “bu surede bir kısım ilginç meseleler olduğunu, bunu anlayarak, düşünerek  kavrayarak okuyanların Deccal’a karşı intibaha gelip, fitnesine düşmekten kendilerini koruyacağını” beyan etmişlerdir. El-Kurtubi ve en-Nevevi böyle söylemekte müttefiktirler.[161] Kehf sûresi ilk ayetlerinde vahdaniyeti, dünya  imtihanı, yeryüzü nimetlerinin imtihan olduğunu hatırlatarak, Allah’tan başkasına tapanlara uymamak için, dünya nimetlerini  terkederek mağaraya kaçan “genç”lerin hikayesinin anlatıldığı göz önüne alınırsa Resulullah’ın Deccal ile Kehf Suresi arasında kurduğu bağlantı daha rahat idrak edilecektir.

Namazlarda Deccal’in fitnesinden sığınmak

İbn Abbas anlatıyor: “Resulullah teşehhüdden sonra şunu okurdu: “Allahümme innî eûzu bike min azâbi cehennem ve eûzu bike min azâbi’lkabri ve eûzu bike min fitneti’d-Deccâl ve eûzu bike min fitneti’lmahyâ ve’lmemât. (Allahım, ben cehennem azabından sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım. Deccal fitnesinden de sana sığınırım, hayat ve ölüm fitnesinden de sana sığınırım)”.[162]

Buradaki teşehhüd’den maksadın son teşehhüd olduğu hadisin bazı vecihlerinde belirtilmiştir. Bu duanın okunmasını İbn Hazm[163] ve Muhyiddin İbn Arabi[164] tıpkı tahiyyat gibi vacip görmüştür. Tavus İbn Keysan’ın bu duayı okumadan selam veren oğluna namazı iade ettirdiği rivayet edilir. Cumhur ulema nedbe[165] hükmetmiştir: “Dileyen okur” der ki Allahualem doğrusu da bu olmalıdır. Ancak şunu belirtelim ki Deccal fitnesinin günde beş vakit istiaze edilecek şekilde namaza dahil edilmesi bu meselenin ehemmiyetini ifade eder. Nitekim rivâyetler Ashab devrinde, Deccal bilgisinin temel eğitim müfredatına dahil edilerek ilkokul yaşındaki çocuklara mahalle mekteplerinde öğretildiğini göstermektedir.[166] Rabbim hepimizi bu büyük fitneden muhafaza etsin.

Deccal’in itikadi değeri ve inkar edenin hükmü

Deccal’in varlığı ve özelliklerine inanmanın vacip olduğu hususu ilk dönem alimlerinden bu tarafa kabul edilip Akaid kitaplarında yerini alan bir husustur. İmam Azam Ebu Hanife (150/767)[167], Ali el-Medini (234/848)[168], Ahmed b. Hanbel (241/855)[169] ilk dönemde bunu dile getirenlerin başında gelmektedir. Sonraki dönemde ise et-Tahavi (321/933)[170], İmam Eşari (324/936)[171], İmam Maturidi (333/944)[172], el-Bakillani (403/1013)[173], el-Bağdadi (429/1037)[174], el-Pezdevi (480/1089)[175], en-Nesefi (537/1142)[176], İbn Kudame (643/1245)[177], el-Kurtubi (671/1272)[178], en-Nevevi (676/1272)[179], et-Taftazani (793/1390)[180], İbnü’l Hümam (ö. 861/1457)[181], İbn Hacer el-Heytemi (974/1566)[182], Ali el-Kari (1014/1605)[183]  6 bunu dile getirenlerden sadece bazılarıdır.

Deccal’in varlığı ile alakalı hadisler yukarda isimlerini de zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz muhaddislerden oluşan cumhur ulemaya göre manevi mütevatir seviyesindedir ve inanılması vacip olan hususlardandır.  Hatta bu konuda Şia, Mutezile ve Hariciler de büyük oranda ehli sünnet ile hemfikirdirler. Zahid el-Kevseri de hadislerin mütevatir olduğunu belirtir.[184]

Hadis usulüne göre de mevcut hadislerin ortak noktası ( kadr-i müşterek) olması sebebiyle Deccal’in manevi tevatürle sabit olduğu açıktır. Bu vakayı reddetmek insanı her ne kadar kafir yapmasa da bid’at ve dalalet ehli yapar ki bu azımsanacak bir şey değildir.

Değerlendirme ve sonuç

Ümmetin tarihine baktığımız zaman alimler yukarda sayıp döktüğümüz özelliklere sahip, gayesi inkar ve fesat olan ahirzaman Deccal’inin çıkacağını kabul etmişler. Alimlerin çoğu bu konudaki hadislerin zahirine bakılması gerektiğini söylerken istisna kabilinden bazıları da mecaza alınabileceğini söylemişlerdir. Geçmiş nesiller nazarında bu mesele namazda dua okunacak ve mektep çocuklarına öğretilecek kadar mühim telakki ediliyor ve üzerinde hassasiyetle duruluyordu. Efendimiz fitnenin büyüklüğünü ve tahrip gücünü bildiği içindir ki ümmetini bu konuda çok sayıda varit olan hadislerle uyarmıştır.

Bu gün ise İslam Alemi’nin son iki yüzyıldır yaşadığı savrulma, haliyle dini hayata da sirayet etmiş akidevi meseleleri inkar etmek maalesef moda haline gelmiştir. Bilhassa yirminci yüzyıl başlarında artarak devam eden İslam’ın temel meselelerini inkar etme hastalığı bu gün tepe noktaya ulaşmış, İslam Alimleri’nin inandığı ve akaid kitaplarında zikredilip şu an inkar edilmeyen neredeyse hiçbir şey kalmamış gibidir. İşte bu inkar düşüncesi zihnini kaplamış olan insanlara göre İslam daha evvel hiç yaşanmamış, geçmiş ulema bu dini ve Allah Teala’nın mesajını hiç anlayamamıştı. Deccal özelinde Kıyamet Alametlerine bakışın da batı karşısındaki ezikliğin ve bize ait olan ne varsa reddetmenin bir sonucu olduğunda şüphemiz yok.

Deccal’i reddedenlerin başında Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Mahmud Şeltut ve Muhammed Esed gibi yazarlar gelmektedir. Bunun gibi inkar eden insanlara baktığımızda en kuvvetli itirazın bu inancın ehl-i kitaptan geldiği ve İslam’da olmadığı düşüncesi olduğunu görüyoruz. Günümüzde bir çok mesele reddedilirken kullanılan bir argüman olması sebebiyle bu konuya biraz değinelim. Deccal inancı eski dinlerde var mıdır ve en önemlisi bu inancın evvelki dinlerde mevcut olması bunun batıl olması anlamına mı gelir?

Deccal inancının Eski Ahitte[185], Matta İncili’nde[186], Markos İncili’nde[187], Luka İncili’nde[188], Yuhanna İncili’nde[189] ve Havarilerin mektuplarında[190] geçmekte olduğu doğrudur. Bununla birlikte bir meselenin evvelki muharref kitaplarda yer alması onun batıllığına mı delalet eder yoksa o kitaplarında Allah Teala tarafından indirilen vahiy kaynaklı olduğu ve tahrif edilmemiş yerleri olabileceği düşünülerek elimizdeki bilgi güç mü kazanır ?

İşte tam burada algı ve düşünme şekli ortaya çıkmaktadır. Bir Arap atasözünde şöyle der: ‘’Bir şeye ondan razı olarak bakan kusur görmez. Kusur görmek kastı ile bakan da meziyet görmez’’  Aslında yukarıda ki iddiayı mezkur atasözü ile değerlendirdiğimizde bu iddianın, bakış açısı farklı olan iki insanın aynı olaydan farklı neticeler çıkardığının kanıtı olduğunu rahatlıkla görürüz. Bir gerçeğin diğer dinlerde de zikredilmiş olmasından hareketle İslam’da ki Deccal inancının diğer dinlerden geçtiğini düşünmek burada olaylara iyi niyetle bakılmadığının göstergesidir. Çünkü benzerlik mutlak surette birinin diğerinden alındığı anlamına gelmez. Nitekim Peygamber Efendimiz bir çok hadiste bütün peygamberlerin Deccal fitnesine karşı ümmetlerini uyardığını ifade ederek bu inancın diğer dinlerde olduğunu zaten söylemiştir. Ye’cüc ve me’cüc meselesinin Kur’an-ı Kerim’den önce Tevrat’ta zikredilmiş olması da başka bir kanıttır.[191] Bu iddianın sahiplerine göre ye’cüc ve me’cüc Tevrat’ta yer aldığı için reddedilmeli.

Alimlerimiz İsrailiyat meselelerini değerlendirirken kendilerine büyük bir özgüvenle bazı rivayetlerin ehl-i kitaptan alınmış olabileceğine değinmişlerdir.[192] Fakat hiçbiri sırf benzerlik var diye seleften halefe akaid kitaplarımızda yer alan, bütün ümmetin üzerinde ittifak ettiği bir gerçek hakkında benzerlik varsa demek ki ‘’ eski dinlerden gelme ‘’ ukalalığına girişmemişlerdir.

Bu konuda üzücü olansa Müsteşrikler’in bile bu konuyu reddeden Müslümanlardan daha insaflı davranmış olmalarıdır. W. Bousset ve J. Windrow Sweetman gibi bu konuda araştırma yapan insanlar ‘’Dinlerin arasındaki Deccal tasavvurunun birbirine benzerlik gösterdiğini fakat bunun birbirinden alınma anlamına gelmeyeceğini ’’ söyleyerek[193] aslında müslümanda olması gereken doğru aklı ortaya koymuş ve bu meseleyi reddedenlerden daha insaflı davranmışlardır.

Bu iki Müsteşrik doğru bakış açısıyla hareket ederken, bu meselede sırf ehl-i kitap ile benzerlik teşkil etmesini bahane ederek inkar yolunu seçenlerin; bütün dinleri Allah Teala’nın gönderdiğini, Efendimiz’e gelen Cebrail 8’ın Hz Musa’ya ve Hz İsa’ya 3 giden melekle aynı olduğunu, bu kitapların muharref olsa da nüzul şekliyle kalan yerlerin olabileceğini nazara alarak bu dinler ile son din olan İslam arasında az da olsa ortak noktalar bulunabileceğini düşünmeleri gerekmez miydi?

Rabbimiz bizi Müslümanca düşünmekten alıkoyan her türlü fikri marazdan muhafaza eyle. Efendimiz’in tebliğ ettiği dini hakkıyla anlamayı, idrak etmeyi, yaşamayı nasip eyle. Varlığı, eşyayı, bütün alemi İslam’la mizan etmeyi ve senin rızanı kazanan Müslümanlar olarak ölmeyi nasip et. Amin

İlginizi Çekebilir !

Ahiret Bilinci mi Alamet Beklentisi mi? – Cumali Baylu

Kıyametin ne zaman kopacağı sorusu İslâm’ın ilk yıllarından beri insanların kafalarını kurcalamış ve insanlar buna …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir