26 Eylül 2018 Çarşamba
Anasayfa / Takdim Dergisi 2. Sayı / Jön Türklerin Çirkin İngiliz Muhabbetleri 2 – Süleyman Kocabaş

Jön Türklerin Çirkin İngiliz Muhabbetleri 2 – Süleyman Kocabaş

|

İngiliz Sömürgeciliğini Alkışlamaya Giden Yol

Süleyman Kocabaş (1)

Kemal Tahir’in ünlü bir sözü vardır: “Hiçbir zaman kendimizin tarafı olmadık. Hep başkalarına taraf olduk”. Bu söz, 150 yıldan beri kendimize yabancılaşmışlığın, yabancılara hayranlığımızın en veciz ifadesi olsa gerektir. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasına kadar Osmanlı Devleti bugünkü Amerika Birleşik Devletleri gibi dünyanın süper gücü idi. Bu tarihten sonra süper güç oluşu adı geçen antlaşmayı müteakip İngiltere’ye kaptırdı. Osmanlının süper güç oluşu tam 321 yıl (1453-1774) sürdü. Osmanlı, süper güç olduğu yıllarda hiç kimseyi, özellikle daima mücadele halinde bulunduğu Batı Hristiyan dünyasını kendisinden üstün kabul etmezdi. Batılılar, “gavurlar” olarak anılır, hatta bunların ilk icatları, “gavur icadı” diye küçümsenirdi.  Osmanlı bu küçümsemenin bedelini daha sonra çok ağır ödeyecektir. Avrupa’da Reform ve Rönesans hareketleri ile gelen ilim, teknik ve sosyal değişimdeki yenilikleri, vaktinde izleyip kendisinin bunları yapamaması sonucu, güçlenen Batı karşısında giderek zayıf düşmüş, bu zayıflığın etkisiyle Çarlık Rusyası ve Batılı devletlerle verdiği savaşlarda yenilmeye başlayan Osmanlı, bunun etkisiyle ilk defa 18. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın “askeri yönden kendisine üstünlüğü” nü kabul etmek zorunda kalmıştır ki, bu zaman dilimi Sultan III. Selim’in iktidar yıllarına (1787-1808) rastlar. Bu dönemde, Osmanlı ordusunda esaslı olarak Batılı örneklere göre reformize çalışmaları başlar. Sultan II. Mahmut dönemi (1808-1938) ve Tanzimat dönemine (1839 -1876) gelindiğinde Avrupa’nın askeri üstünlüğü yanında ekonomik, kültürel, hukuki ve siyasi üstünlüğü de kabul edilir ki, bu Osmanlı aydın ve bürokratları üzerinde tam bir “kırılma noktası” oluşturur.  Bunun esası, Avrupa’nın üstünlüğü karşısında duyulan aşağılık duygusudur. Aşağılık duygusu, tabii olarak kendisinden nefretle, üstün görülenleri taklitçilik duygusunu doğurur ki, bu toplumu ve devleti “kendisine yabancılaşma buhranı”nın içerisine iter.

Bir kısım Osmanlı sivil-asker aydın ve bürokratları Batının topyekun üstünlüğünü kabul edince,  Osmanlı Devleti ve ülkesini yıkımdan kurtarmak için Batılı örneklerde reform süreci başlar. Örnek alınan ülkeler, “ileri ülkeler” denilen İngiltere ve Fransa’dır. Bilhassa, dünyanın süper gücü İngiltere’yi taklitçilik ön plana çıkar. “İngilizci” olarak bilinen ilk paşalar, Mustafa Reşit ve Mithat Paşalardır. Mithat Paşa, Batı tipinde klasik Osmanlı reformcusu Mustafa Reşit Paşa’yı daha da geride bırakarak, Osmanlının kurtuluşu için İngiltere’de uygulanan “Taçlı Demokrasi” Meşrutiyet’in bizde de uygulanmasını ister. İngiltere de Türkiye üzerinde nüfuzunun daha iyi kurulması için bu rejim değişikliğini hararetle destekler. Sultan Abdülaziz, Mithat Paşa ve Yeni Osmanlıların Meşrutiyet isteğini kabul etmeyince, onu İngiltere’nin de desteğiyle 29 Mayıs 1876 Darbesiyle devirerek yerine Meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren Veliaht Murat Efendi’yi getirirler. Sultan V. Murat’ın ruhen hasta olması sebebiyle padişahlık yapamayacağı için 30 Ağustos 1876’da bir fetva ile hal’ edilerek yerine Meşrutiyetin ilanına söz veren Veliaht Abdülhamid Efendi tahta çıkarılır.  Sultan II. Abdülhamid, verdiği söze uyarak, adı geçen rejimi yürürlüğe koymak uğrunda 23 Aralık 1876’da Kanun-u Esasi uygulamasını başlatır ve  seçimle gelen Meclis-i Mebusan  7 Mart 1877’de açılır. Bu olup bitenlerin ardından 27 Nisan 1877’de başlayacak olan  Türk-Rus Harbi Meşrutiyetin yaşama şansını sıfıra indirir.   Sultan II. Abdülhamid, kendisi harp istemediği halde Meşrutiyet taraftarı paşaların harbi istemelerine tepki duyması yanında, harpte Osmanlı yenilgisi sebeplerinin kendisine bağlanması havasından korkarak Meclis-i Mebusanı 10 Şubat 1878’de  “tatil” edip, Kanun-u Esasi uygulamasını “askı”ya alarak Meşrutiyet uygulamasına son verir. II. Abdülhamid’in kendi izah tarzına göre, bu son verişin en önemli sebebi, “Millet-i Vahide”  olmayışımızdı. Meşrutiyet ancak, tek bir millet veya ırktan ibaret toplumlarda uygulanabilir. Osmanlı gibi, birçok din ve milliyet unsurlarından ibaret toplumda uygulanması mümkün değildir; sonra, uygulanması için kültürel olgunluk ve hazırlık da yoktur.

Jön Türklerin İngiliz Sömürgeciliğini Alkışlamaları

       Sultan II. Abdülhamid’in kararıyla Meşrutiyete son verilir ve onun kendisine has özel rejimi “İstibdat” 10 Şubat 1878’da başlar Meşrutiyet’in yeniden ilan edildiği 24 Temmuz 1908’e kadar devam eder. “İstibdat dönemi” nde devam eden bir şey de Meşrutiyet taraftarı Jön Türklerin İngiliz sevgisi ve muhabbetidir. Jön Türkler, İngilizlerin I. Meşrutiyetin ilanı sırasında İngilizlerden gördükleri desteği hiçbir zaman unutmazlar, 1890’lı yılların başından itibaren yeniden atıldıkları Meşrutiyeti ilan mücadelesinde de İngilizlerin kendilerini destekleyeceklerine inanırlar. İngilizlere çılgınca âşıktırlar. Bu halleri kendilerini, olup bitenlerin sağını ve solunu kontrol etmeden, İngilizlerin yaptığı her şeyin doğru olduğu gibi bir sendromlu düşünceye de saplanırlar ki, bunun ilk tezahürleri kendisini Afrika’nın Transuval’ında Boerler’in Kralı Krüger’in  1896’da İngiliz sömürgeciliğine karşı başlattığı mücadelede İngilizleri desteklemeleri olur.

Görgü tanığı Jön Türkler’den Ahmet Bedevi Kuran’ın hatıra kitabında yazdıklarına göre, Jön Türkler’den iki grup İngilizler’in kazandığı zaferi kutlamak için 19 Kasım 1899’da İngiliz Kraliçesine telgraf çekmek için Beyoğlu’ndaki İngiliz Büyükelçiliğine gelirler.Üç grup halinde telgraflarını teslim eden Jön Türkler’in ünlüleri arasında şunlar vardır: Ubeydullah Efendi, Şair Hüseyin Siret, İngiliz Rıfat Bey, Mithat Cemal(Kuntay) Bey, Nazım Paşa, İsmail Hakkı Bey, Ziya Molla, İsmail Safa Bey(Peyami Safa’nın babası), İsmail Kemal Bey.Telgraflarda, “Büyük İngiltere Devleti”nin “hürriyet ve adalet aşığı” olduğu, dünyadan esaretin kalkması için çalıştığı, Osmanlı’ya eskiden beri olan “hayırhahane” dostluğunun devam edeceği vb. üzerinde duruluyordu.(2)

Sultan II. Abdülhamid’in Başkâtibi Tahsin Paşa, hatıralarında Jön Türklerin içine düştükleri bu  garip halleri ve utanç verici davranışlarını  şöyle anlatır: “Transuval Savaşı zamanında idi. Transuvallar (Boerler)  milli bir ordu kurarak İngilizlerle kanlı bir muharebeye girişmişler ve memleketlerinin istiklalini cansiperane müdafaaya koyulmuşlardı. Bu iş hayli devam etmiş ve İngilizler âdeta mağlup duruma düşmüşlerdi.İşittiğimize göre, Transuvallar’ın cansiperane cihatları İstanbul’da gizli gizli sevinç gösterilerine sebep olurken, İsmail Kemal ve o sırada İstanbul’da misafir olarak bulunan Atâ Efendi isminde bir öğretmen, tahrik üzerine etraflarına 89 kişiyi toplayarak Beyoğlu’ndaki İngiliz Büyükelçiliği’ne İngiltere lehine mitinge gitmişler, bunlar gerekirse İngilizler’in hizmetine gönüllü olarak gireceklerini büyükelçiye söylemişlerdi.”  Tahsin Paşa’ya göre, “Bu garip ve yersiz” harekete katılanları Sultan II. Abdülhamid, İngiltere’den çekindiği için takip ettirip cezalandıramamıştı.(3)

Jön Türklerin kendileri daha sonra yazdıkları hatıralarında, İngilizler’e karşı yukarıdaki çirkin davranışlarının bir hata olduğunu itiraf edeceklerdir. Bunlardan Ahmet İhsan(Tokgöz), “Matbuat Hatıralarım” isimli kitabında, İngilizler’in ülkelerinden 7000 mil uzakta Boerler’e karşı giriştikleri, onların ülkelerini sömürgeleri haline getirme mücadelesinde, onları dünya kamuoyuna yoğun propagandası ile “asi ve hain” gösterdiklerinden  bahisle şunları yazar: “Adeta Türk aydınları da derin bir aldanışa uğramışlardı.  Bu aldanışa ben de dahildim. Bütün Edebiyat-ı Cedide topluluğu da aynı düşüncede idi. O zaman biz İngiltere’yi dünyanın en hürriyetperver ve insaniyetli idaresi sayıyorduk. Bu İngiliz muhabbeti yüzünden Boer Savaşında hepimiz bilmeden zavallı Boerler’in aleyhine ve İngilizler’in lehine koşuşuyorduk.”(4)

O İngiltere ki, sömürgecilik mücadelesinde, 1878 Berlin Antlaşmasından sonra, Osmanlı Devleti’nin “toprak bütünlüğünü koruma politikası” nı terk ederek, gözüne kestirdiği Osmanlı topraklarını da  sömürgeleştireceği  topraklar listesine almış, bu cümleden olarak sırasıyla, Sultan II. Abdülhamid’i tehdit ederek 1878’de Kıbrıs’a, askerleriyle işgal girişiminde bulunarak 1882’de Mısır’a yerleşmiş, 1890-1900 zaman diliminde ise Basra Körfezi Şeyh ve Emirlerle ikili antlaşmalar yaparak, adı geçen körfezi kendi nüfuzuna almıştır.

Osmanlı Devleti, 1878-1900 zaman diliminde İngiliz sömürgeciliği ile olan mücadelesi sonucu, tam üç önemli toprak parçasını kaybetmiş, İngiltere’nin bu Osmanlı düşmanlığı ona hayran Meşrutiyet taraftarı Jön Türkler’in gözleri önünde cereyan etmesine rağmen, 20. Asrın başlarında İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin artık “birinci düşmanı” statüsüne girdiğini göremeyen Jön Türklerin İngiliz sömürgeciliğine tepkileri şöyle dursun, İngiliz sömürgeciliğine girmek istemeyen ve bu sebepten onları alkışlayan İngilizlere muhabbetleri, tarihte her zaman adaletin, hürriyetin, ezilen ve zulüm gören mazlum  milletlerin yanında  olmuş Türk milletinin tarihine bir “kara leke” olarak geçmiştir.

 

(1): 1975 yılında Ziraat Yüksek Mühendisi unvanı ile mezun oldu.
Aynı yıl Kayseri Tarım İl Müdürlüğü’nde teknik eleman olarak memuriyete başlayan Kocabaş, Ocak 2006’da bu müdürlükten emekliye ayrıldı. 1983’de Vatan Yayınlarını kurarak araştırma ve düşüncelerini kitaplaştırmaya başlamış, bu arada bilgisini artırmak için İngilizce ve Osmanlıca’yı kendi gayretleri ile öğrenmiş, çalışmalarına “akademik seviye” de özen gösteren Kocabaş, “Kendi kendisini yetiştiren kültür ve bilim adamlarımız” kategorisinde yer almıştır
(2):Ahmet Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğu’nda İnkılap Hareketleri ve Milli Mücadele, Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1959, s. 229
(3):Tahsin Paşa, Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları, Ahmet Halit Kitaphanesi, İstanbul, 229
(4):Ahmet İhsan (Tokgööz), Matbuat Hatırlarım, C. I, Ahmet İhsan Matbaası, İstanbul, 1932, s. 10

İlginizi Çekebilir !

Bir Bilgi Kaynağı Olarak Tevatür – Fikret Çetin

| İnsanın üç temel bilgi vasıtası olduğunu söyleyebiliriz. Saf akıl insana küllî olanın bilgisini verirken, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir