21 Ekim 2018 Pazar
Anasayfa / Takdim Dergisi 2. Sayı / Cerh Tadil İlmi, Ehemmiyeti ve Tarihsel Arka Planı – Burak Kızıldaş

Cerh Tadil İlmi, Ehemmiyeti ve Tarihsel Arka Planı – Burak Kızıldaş

|
Cerh kelimesi sözlükte maddi veya manevi olarak “yaralamak” demektir. Hadis ıstılahında ise hafızası kuvvetli ve dikkatli bir alimin, fısk ve yalancılık gibi kendisinde bulunan kusurundan veya güvenilir ravilerin rivayetine muhalefet etmek gibi rivayetinde yer alan bir hatadan dolayı hem kendisinin hem de rivayetinin reddedilmesidir.

Ta’dil sözlükte “ılımlılık, dürüstlük; gönülde doğru olduğuna dair kanaat beliren şey” anlamına gelen âdi veya adalet kelimesinden türemiş bir mastar olup “düzeltmek, doğru hüküm vermek, tezkiye etmek” demektir. Hadis terimi olarak da “raviyi, rivayetinin kabulünü gerektiren sıfatlarla nitelemek” manasını taşır. [1]

Hadislerin ezber yolu ile aktarıldığı hicri dördüncü asra kadar hadis rivayetinde bulunan şahısların nitelikleri tek tek incelenmiş, çok geniş rical cetvelleri ile Allah Rasulu (aleyhisselam)’ın sözlerini nakledenlerden kimlerin rivayetinin kabul edilebilir olduğu tesbit edilmiştir. Bu asırdan sonra hadislerin kitaplara tamamen geçmesi ile de hadis nakledenlerin kimlerden naklettiği sorulmamış ve cerh-ta’dil işlemlerine gerek kalmamıştır.

Bir Müslüman’ın gıyaben aleyhinde konuşmayı haram kılan şeriatımızda, hadis ravilerinin aleyhinde konuşmak demek olan cerh ilminin caiz ve hatta şeriatı korumak demek olduğunu İmam Suyuti şöyle izah etmektedir : [2]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا ﴿٦﴾

“Ey iman edenler! Eğer size bir fasık bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.”[3]  emri ile habercinin verdiği haberin doğruluğunu araştırmaya izin verilmiştir.

Nebi (aleyhisselam) da şahıslar hakkında isim vererek kanaatini söylemekten geri durmamıştır . Abdullah b. Ömer (radıyallahu anhuma)’yı zikrederken :

“‏ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ رَجُلٌ صَالِحٌ ‏”

“Abdullah, salih bir adamdır.”[4] demiştir. Nebi (aleyhisselam)’ın açık bir ifadeyle de birini kötülediği vakidir :

“‏ بِئْسَ أَخُو الْقَوْمِ وَابْنُ الْعَشِيرَةِ ‏”‏ ‏

 “Bu aşiretin oğlu ne fenadır.”[5]

Rasulullah (aleyhisselam)’a yalan isnatta bulunmayacaklarından emin olunan sahabe tabakasından sonra, hadis rivayet edenlerin titiz davranmayacağından korkulması; Hariciler gibi siyasi sorunlar neticesinde İslam içerisinde fitne olan güruhların kendi lehlerinde hadisler uydurması[6] gibi bazı sebepler hadis rivayeti yapanların tetkik edilmesi ihtiyacını doğurdu.

Nitekim tâbiînden Muhammed bin Sîrîn (rahimehullah) şöyle demiştir:

“Şüphesiz ki, bu hadis ilmi dindir. Öyleyse dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin! Eskiden hadislerin hangi yolla geldiği sorulmazdı. Fitne ortaya çıkınca; ‘Bize râvîlerinizin adlarını söyleyin.’ demeye başladılar. Şimdi Ehl-i Sünnet’e dikkat ediliyor ve onların rivayet ettikleri hadisleri kabul ediliyor. Ehl-i bid’ate bakılıyor, onların rivayet ettikleri hadisler kabul edilmiyor.”[7]

Bunun evvelinde sahabilerden hadis nakledenleri dahi şahit getirmekle mükellef tutan Ömer (radıyallahu anh), yemin etmelerini isteyen Ali (radıyallahu anh)’ın bu tutumları, hadis rivayeti hakkındaki titizliğini göstermektedir.

Cerh ilminde, ravinin cerh edilmesine sebep olan on sebepten;[8] ravilerin adaleti (salih olması) yanında; hadis naklederken yanılmaması da göz önünde bulundurulmuştur. Bu meselede İmam Mâlik  şunları beyan eder:

Bu ilim dindir. Dolayısıyla dininizi kimden aldığınıza dikkat edin! Vallahi ben, şu direklerin yanında, ‘Rasûlullah şöyle buyurdu’, diyen yetmiş kişiye yetiştim. Fakat onlardan hiçbir şey almadım. Halbuki bu zevâtın her biri, kendisine beytü’l-mal güvenilecek kadar emin insanlardı. Onlardan hadis almayışımın sebebi, hadis ilmine ehil olmamalarındandır.” [9]

Zahiren bakıldığında Müslüman şahısların aleyhinde konuşmak, gıybetlerini yapmış olmak gibi görülse de; cerh ilmi dinin safiyetini muhafaza için elzemdir. İbn Hanbel (rahimehullah)’e; “Alimlerin gıybetini yapma.” denildiğinde “Yazıklar olsun! Bu nasihattir, gıybet değildir.” demiştir. [10]

Dini, aslî berraklığı içerisinde korumayı yegane hedef ve vazife bilen İslâm âlimlerinin bu davranışlarını bir başka şekilde yorumlamak mümkün değildir. Amaç, Müslümanların hayrını ve iyiliğini istemektir. Yoksa hiç bir kimse sebepsiz yere Müslümanın gıybetini yapmış ve onları çekiştirmeyi istemiş değildir.[11]

Bazı sufiler, İbn Mübarek’e -ravileri cerh ettiği için- gıybet ettiğini söylediğinde; onlara “Susun, biz bunu açıklamazsak hakla batılı nasıl ayırt edeceğiz?” demiştir.[12]

Yine tanınmış münekkitlerden Yahya b. Saîd el-Kattân, cerhettiği muhterem zevât dolayısıyla kendisine yöneltilen: “Sen cerhettiğin bu zevâtın kıyamet gününde karşına hasım olarak çıkmalarından korkmuyor musun?” şeklindeki bir soruya : “Bunların düşmanlığına maruz kalmam; hadisini müdafaa etmediğimden dolayı Rasulullah (aleyhisselam)’ın karşıma hasım olarak çıkmasından çok daha kolaydır.” diye cevap vermiştir.[13]

Cerh ve ta’diI ilmi hadisin iki ana kısmından biri olan ve aslında sağlam hadis metnine ulaşma amacının gerçekleşmesinde bir araç sayılan isnadın kontrol sistemidir. Bu sistem sayesinde hadis nakledenlerin dini ve ilmi ehliyetleri, dolayısıyla rivayetlerinin sağlamlığı ortaya çıkar. “Falan zayıftır, filan yalancıdır” şeklindeki tenkitlerinden rahatsız olan Muhammed b. Bündar el-Cürcani’ye Ahmed b. Hanbel’in: “Peki sen susarsan, ben konuşmazsam cahiller hadisin sağ­lamını sakatından nasıl ayırt edecekler?” demesi bu ilmin önemini ifade etmektedir.[14]

Bugün üzerine inşa etmiş olduğumuz akidemiz ve fıkhımız; selef ulemasının Allah Rasulü (aleyhisselam)’dan tebliğ olunan rivayetlerin incelenmesi ile sübut bulmuştur.

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً ﴿٥٩﴾

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.”[15]

Ayet, Allah Rasulu aleyhisselâm’a itaatin iman gerekliliği olduğunu beyan eder. Rasûlullah (aleyhisselam) hayatta iken problemlerin O’nun şahsına sorulması emrolunduğu gibi; vefatından sonra da O’nun sünnetine/hadislerine uyulması emredilmiştir. Zira Nebi (aleyhisselam)’ın vefatından sonra O’na müşkillerin arz edilmesi, ancak hayatta iken sorulan soruların bilinmesi iledir.

Şayet; sünnet bu dinin bir kaynağı olmasa idi; Allah, müşkillerinizi peygambere arz edin demezdi. Bu da sünnetin de Kur’an gibi korunduğuna işarettir.[16]

Şüphesiz ki, hadislerin intikali de cerh-ta’dil ilminin vesilesi iledir. Dininin iki kaynağı olan Kur’an ve sünneti, Müminlerin rivayet sistemi ve birbirlerine mirası ile muhafaza eden Allah’a hamd olsun.

İlginizi Çekebilir !

Tahkikat Prof. Dr. Yavuz Köktaş

| Soru 1) Bir hadisin muteber bir kitapta yer alması, o hadisi tek başına güvenilir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir