26 Eylül 2018 Çarşamba
Anasayfa / Kitabiyat

Kitabiyat

SÜNNETİN DEĞERİ ve BAĞLAYICILIĞI – MUHAMMED TAKİ OSMANİ
Kur’an’dan sonraki ikinci temel kaynağımızdır ‘Sünnet’ ve Kur’an’ı tahrif etmeye güç yetiremeyen müsteşrikler ile onların içimizdeki takipçileri olan reformistlerin kendisine savaş açtığı bir yapıdır.

Kelâmullah olması sebebiyle engin bir derya olan Kur’an’ın içindeki incileri bizlere sunan sünnet/hadis ortadan kalkarsa din ortadan kalkacaktır. Bu nedenle kur’an’a galip gelemeyenlerin gözlerini diktikleri bir kurum olmuştur Nebevı ̂sünnet…

Henüz sahabe döneminden itibaren başlayarak her dönemde en titiz çalışmalar ve en ince süzgeçlerden geçerek günümüze ulaşan ‘sünnet’ olgusuna yapılan bugünkü saldırılara karşı her müslümanın donanımlı olması lazımdır. Söz konusu eser kısa muhtevası fakat zengin ve ilim dolu seviyesi ile bu ihtiyacımıza karşılık vermektedir.
Asrımızın Ulemasından olup hâlen yaşamakta olan Taki Osmânı̂’nin aslen İngilizce olarak basılan ‘The Authority of Sunnah’ adlı eseri dilimize Sünnet’in Değeri ve Bağlayıcılığı adında çevrilmiş ve ‘Peygambere İtaat’, ‘Peygamberin yetki alanı’ gibi sünnetin hucciyyeti için temel teşkil eden meselelere Kur’an ayetleri ile deliller getirmiştir.

Bunun yanı sıra Müsteşriklerin çokça dillendirdiği ‘hadislerin yazılması’ meselesi hakkında ise bu kısa muhtevalı esere rağmen çok dolgun malumatlar vererek açıklık getirmiştir.
(Doç. Dr. Mehmet Özşenel’in çevirmiş olduğu eser IFAV yayınlarından çıkmaktadır.)


İTTİBA EHL-İ SÜNNETE’DİR – İSMAİL ÇETİN

İlk insan ve ilk Nebı ̂olan Adem aleyhisselam’dan itibaren Allah azze ve celle tarafından bir çok elçiler gönderilmiş, kitaplar indirilmiştir. Ümmetler, peygamberlerinin ahirete irtihali ardından ihtilalara düşmüş, dinde ayrılıklar meydana gelmiş, itikâdı ̂bozukluklar yüz göstermiş ve tevhid inancı gönüllerde tozlanmıştır. Bu sebeplerden ötürü Allah azze ve celle daha önce peygamber göndermiş olduğu kavimlere yeniden elçiler göndererek unutulmuş olan sırat-ı müstakimi tekrar hatırlatmıştır. Son peygamber olan Efendimiz Muhammed Mustafa’de (sallallahüaleyhi ve sellem) diğer peygamberler gibi elçilik görevini ıf̂a etmiş, 23 yıllık risaleti boyunca dini anlatmış, kutlu sahabeler ise bunları gerek yazılı gerek yaşamsal olarak kayıt altına almış, bir sonraki nesillere aktarmış ve her bir nesil kendinden sonraki gelen nesle bu kutlu mirasi ‘en ufak bir bozulma olmaksızın’ teslim etmiştir.

15 asırlık İslam tarihi boyunca Allah Rasûlü (sallallahüaleyhi ve sellem) ve O’nun kutlu sahabelerinin yolu olan ‘Ehl-i Sünnet’ yolu aslen hiçbir bozulmaya uğramamış, gerek Sevâdu’l Azam denilen büyük çoğunluğun yaşaması ile gerek kitaplarda kayıt altına alınmak ile muhafaza edilmiş ve tahriften korunmuştur. Bununla beraber her dönemde, hatta risâlet döneminin hemen peşinden dahi itikadı ̂olarak yanlış görüşler ileri sürülmüştür. Fakat muhkem bir yapıya sahip olan bu kutlu yol, ehl-i ilim tarafından daime korunmuş, hak ile batıl arasını ayıran derin alimler her dönem var olmuş, doğru ile yanlış kitap ve sünnet ışığı altında birbirinden ayırt edilmiştir.

Henüz 7 yaşında iken tasavvuf yoluna giren ve Nakşibend tarikati başta olmak üzere bir çok tarikatta halifeliği bulunan, bunun yanı sıra Hadis ilminde derinleşmiş olan İsmail Çetin Hocaefendi’nin yazmış olduğu ‘İttiba Ehl-i Sünnetedir’ eseri de ilk dönemden günümüze kadar gelmiş olan bütün ehl-i bidat fırkaların oluşum sürecini, ehl-i sünnet yolunun tanımı gibi müşkilâtın çözümüiçin temel olan bir meseleyi ele almış, üzerine bir çok şerhler yazılan Bed’ül Emâli adlı metini de bu kitabında şerh ederek Ehl-i sünnet yolunu kısaca bizlere özetlemiştir. Dikkat ile okunduğu takdirde sadece İslam tarihi değil tüm insanlık tarihi boyunca ortaya çıkan ve hak yolu terk etmiş bütün fırkaların oluşumlarındaki temel sebepleri anlamaya yardımcı olan bu eser, henüz yeni başlamış olan kişiler için mutlaka gözden geçirilmesi gereken mühim bir kaynaktır.


DİN TAHRİPÇİLERİ (AHMED DAVUDOĞLU)

Bugün var olan bir çok itikadı̂ bozukluklar ve bu bozuklukların borozanlığını yapan kesimlerin temel beslenme kaynakları ‘yaklaşık bir asır önce Mısır Ezher üniversitesinde bulunan’ Ezher uleması! olarak takdim edilen Abduh, Reşid Rıza ve bunların peşinden gelen Şeltut, Hüseyin heykel , Ferid Vecdi gibi zevattır ! Mustafa Sabri Efendi ve Zahid el-Kevseri’nin yolunu takip eden merhum Ahmed Davudoğlu hoca efendi, böyle bir dönemde Ezher’de yetişmiş kıymetli bir Ehl-i sünnet alimi olarak, günümüzdeki bozuk ikirlerin kaynağını teşkil eden kişileri ‘Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri’ adlı eserinde bizlere deşifre etmektedir. Bu kitap, bugünün itikadı ̂ sorunlarının doğduğu kaynağı bilmek isteyenlerin kitaplığında mutlaka bulunması gereken bir eserdir.
(Eser, Bedir yayınları tarafından neşredilmiştir.)


Nüzûl-i İsa Bir İtirazın Tahlili-Ebubekir Sifil
Nüzul-i İsa (aleyhi’s-selâm) konusunda Sahabe döneminden itibaren Ümmet’in üzerinde ittifak ettiği bir kabul, modern zamanlarda Kur’an ve Sünnet’i “yeni ve farklı” bir okumanın nesnesi kılma faaliyetinin sonucu olarak, yerini “yeni ve farklı” bir değerlendirmeye bırakıyorsa, bunun “ilmı ̂özgürlük”ten daha öte bir anlamı olmalıdır. Bu tarz yaklaşımların, ayrıca ima veya tasrihe ihtiyaç bulunmaksızın- “karşı taraf”ı oluşturan sahabıŝi,müfessiri, muhaddisi, kelâm âlimi ve tarihçisiyle bütün bir Ümmet ulemasını itham anlamına geldiği açıktır. Sözün sahibinin yaklaşımına göre bu itham “yanılgı”dan “cehalet”e, “anlayış kıtlığına”, hatta “tahrif”e kadar uzanır..

 

 

 


Hanımefendi! Tesettür Ederim… Burak Kızıldaş
Markaların her geçen sene daha da daraltarak ortasından sıkılmış diş macununa benzettiği belden oturtma pardesü modaları;göz rengine ve güneşe duyarlı tasarladıkları yanar-dönerli eşarplar; daha güven verici ses tonuna sahip yüksek topuklu ayakkabılar;ilham kaynaklarının Kur’an olmadığının ne kadar gür bir seda ile haykırmaktalar.

Asrın, Müslüman Kadınını düşürdüğü belkide en büyük tereddüt, Kur’an’ın emri ile modanın telkini arasında bocalamaktır.
Evet…Müslüman kadını, namahremin nazarlarından uzakta, Rahman’ın emrine mutabık, rahmetini celb eden tesettür ile;modanın takipçisi, hem örtünüp hem de güzel görünebilmenin peşinde olup;Kur’an’a karşı ‘’İşte Örtü! saçım görünmüyor ya…’’aldatmacasından birini tercih etmek durumundadır.