20 Ekim 2018 Cumartesi
Anasayfa / İslamî İlimler / Kur'an-ı Kerim / Ahiret Bilinci mi Alamet Beklentisi mi? – Cumali Baylu

Ahiret Bilinci mi Alamet Beklentisi mi? – Cumali Baylu

Kıyametin ne zaman kopacağı sorusu İslâm’ın ilk yıllarından beri insanların kafalarını kurcalamış ve insanlar buna dair bir cevap bulma uğraşı içine girmişlerdir. Gerek Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde, gerek sahabe döneminde gerekse daha sonraki dönemlerde insanlar kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi edinmeye çalışmış ve bu durum günümüze kadar heyecanından bir şey yitirmeden ulaşmıştır.

Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde sahabenin ona bu konu hakkında çeşitli sorular sorduğunu bildiren ayet ve hadisler bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de bu konudaki ayetler bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirildiğinde, kıyametin ne zaman vuku bulacağına dair bir arayış içine girmenin ve bu konuda Hz. Peygamber’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bilgi almaya çalışmanın kınandığı, kıyametin ansızın dehşetli bir şekilde geleceği ve bu bilginin ancak Allah-u Teâla’ya ait olduğunun vurgulandığı görülmektedir. İlgili ayetlerden bir kısmını mealen aktarmanın yararlı olacağını düşünüyoruz:

  • Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”[1]
  • “İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.”[2]
  • “Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. Sen onu nereden bileceksin? Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir. Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.”[3]

 

Burada zikredilen bu ayetlerde ve aynı konuya dikkat çeken diğer ayetlerde de insanların yanlış yere odaklandıkları ve asıl dikkat etmeleri gereken şeyin kıyametin alâmetleri değil bizzat kendisi olduğu vurgulanmaktadır. Kıyamete dair bilginin ancak Allah-u Teâla’ya ait olduğu ve bu bilginin Hz. Peygamber’e dahi verilmediği ifade edilmektedir.

Allah-u Teâla’nın “Allah’ın elçisinde sizler için güzel bir örnek vardır” buyurarak övdüğü ve onu sevmeyi kendi sevgisine delil kabul ettiği Hz. Peygamber’in, bu konuda kendisine soru soran bir sahabiye verdiği cevabı düşünmek konunun anlaşılması için yeterli olacaktır. Zira kendisine “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soran bir kişiye “Onun için ne hazırladın?” cevabını vermiştir.

Bütün kâinatın yegâne yaratıcısı ve hâkimi olan Allah-u Teâla, Kur’ân-ı Kerim’de insanların kıyamet ile ilgili yanlış yere odaklandıklarını söylüyor; Onun âlemlere rahmet olarak gönderdiği elçisi ise insanların asıl odaklanmaları gereken şeyin ne olduğunu açıklıyor: “Onun için ne hazırladın?”  Bugün bu konuda tartışıp duran herkesin bu sözü adeta bir serlevha gibi düşünüp akıllarından çıkarmamaları gerekir.

Bütün bu aktarılanlardan sonra ifade etmek isteriz ki; hadislerde kıyametin kopmasına yakın gerçekleşeceği bildirilen bazı hususlar bulunmaktadır. Bu konuların ilmi mecralarda tartışılmasında ve ilgili rivayetlerin sıhhat derecelerinin araştırılıp ortaya koyulmasında bir sakınca olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak özellikle Nuzul-ü İsa ve Mehdi gibi, tarih boyunca Müslümanların arasına fitne sokmak isteyen odaklarca kötü amaçla kullanılmış konuları halkın gündemine getirme hususunda daha dikkatli davranılması, müslümanların öncelikli gündemlerini gözden kaçırmamaları adına ehemmiyet arz etmektedir.

Sürekli semavi bir kurtarıcı beklentisi içerisinde olmanın, belli bir aşamadan sonra toplumda gizli bir tembellik ve umursamazlığa sebep olabileceği unutulmamalıdır. Müslümana düşen asıl görev bir kurtarıcı beklemek değil; ferdi ve cemiyeti kurtaracak bireyler yetiştirmektir. Müslümana düşen asıl görev kıyamet alametlerinin peşine düşmek ve gündemini bunlarla meşgul etmek değil; kendisini kıyamete hazırlamak ve ahiret bilincini sürekli olarak canlı tutmaktır.

Dünyanın ve kâinatın sonu demek olan kıyamet elbette kopacaktır. Bunun en büyük alameti son peygamberin gelmiş olmasıdır. Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu durumu “Benim ve kıyametin birbirine olan yakınlığı, şu iki parmağımın birbirine olan yakınlığı gibidir” buyurarak ifade etmiştir. Ancak her Müslümana bundan daha yakın olan bir kıyamet bulunmaktadır. Hiç şüphesiz o da ölümdür. Ölen her kişinin kıyameti kopmuş demektir. Küçük kıyamet olarak isimlendirilen ölümün ise en büyük alâmeti doğumdur. Her doğan ölümü tadacak ve sonunda hesap vermek üzere Allah-u Teâla’ya döndürülecektir. Bu dönüşün ve hesabın sonu ise ya İlahi rızaya nail olarak cennete girmek ya da ilahi gazaba uğrayıp cehenneme atılmaktır. Müslüman için asıl olan, gözlerin dehşete düşeceği, kişinin en yakınını bile tanımayacağı o güne hazırlık yapmak ve bütün hayatını bu bilinç ile geçirmektir. En doğrusunu Allah bilir…

Cumali BAYLU

[1] A’raf Suresi 187

[2] Ahzab Suresi 63

[3] Naziat Suresi 42-46

İlginizi Çekebilir !

IŞID Bağlamında Siyah Sancaklar Hadisi İle İlgili Bir Değerlendirme – İbrahim Halil Er

Hz. Ali şöyle buyurdu; ‘Siyah bayrakları gördüğünüzde yerinizden kıpırdamayın. Ellerinizi ve ayaklarınızı hareket ettirmeyin (harekete …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir