17 Haziran 2018 Pazar
Anasayfa / Takdim Dergisi 2. Sayı / Tahkikat – Muhammet Ezber – Yaşar Güngör

Tahkikat – Muhammet Ezber – Yaşar Güngör

|

Soru 1) Bir hadisin muteber bir kitapta yer alması, o hadisi tek başına güvenilir kılar mı? Tasavvufı ̂kesimin bir kısmının Ruhu’l- Beyan’da, Ihya’da, el-Gunye’de v.s. geçen hadisleri sahih kabul etmeleri ve bunu bir usul olarak belirlemeleri ilmi açıdan ne kadar doğru?

Soru 2) Günümüzde bazı kesimler, muhaddislerin metin tenkidi yapmaksızın sadece isnadı yeterli gördüğünü bunun büyük yanlışlara yol açtığını savunuyorlar. Sizce bu iddianın haklılık payı var mıdır? Muhaddislerimiz metin tenkidi konusunda nasıl davranmışlardır?

Soru 3) Hadisin kaynaklık değerinden şüphe etmeyen ama mevcut hadis sisteminin işlevsel olmadığından hareketle yeni bir hadis usulüve tenkit sistemi benimsenmesi gerektiğini iddia eden bir kesim var. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Soru 1)Bir hadisin muteber bir kitapta yer alması, o hadisi tek başına güvenilir kılar mı? Tasavvufı ̂kesimin bir kısmının Ruhu’l- Beyan’da, Ihya’da, el-Gunye’de v.s. geçen hadisleri sahih kabul etmeleri ve bunu bir usul olarak belirlemeleri ilmi açıdan ne kadar doğru?
Bu soruya cevap vermeden önce soruda geçen ‘muteber kitap’ ifadesini açalım, sonra soruyu cevaplamaya çalışalım.

Tek başına kaynak göstereceğimiz kendisinde hiç şüphe olmayan tek muteber kitap Kuran-ı Kerim, sözleri, fiilleri ve takrirleri tartışmasız usulü çerçevesinde huccet olan tek şahıs ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Hz. Peygamber’i (Sallallahu aleyhi sellem)’i görmediğimiz için onun söz, fiil ve takrirlerini bize ulaştıran muteber kaynaklarımız ise hadis külliyatımızdır. Bu kısa açıklamayı yaptıktan sonra cevaba geçebiliriz.
Soruda adı geçen kitaplar, tasavvuf, ahlak ve işârî tefsir alanında telif edilmiş olan kıymetli eserlerdir. Özellikle Huccetü’l-İslam Imam Gazzali’nin (rahmetullahi aleyh) fıkıh, usul, kelam ve tasavvuf gibi ilimlerde otorite bir isim oluşu ehli insaf olan herkes tarafından kabul edilen bir husustur. Bununla beraber bir alim bütün ilimlerde uzman olmayabilir. Bir alim fıkıh ve tefsirde uzman olabilir ancak hadis alanında söz sahibi olmayabilir. Ya da hadis ilminde üstünlüğü olup, tefsir ve kelam ilminde behresi olmayabilir. Bu kitaplarda geçen hadislerin sıhhat durumunun ne olduğunu bugün tartışmak bence abesle iştigaldir. Zira aynı zamanda ehli tasavvuf olan Imam Zebidî ve Irakî gibi muhaddisler İhya’yı şerh etmişler, hadislerin tahricini yapmışlar ve -farklı rakamlar olmakla beraber- 100’e yakın uydurma hadis olduğunu tespit etmişlerdir. Bu alimler bu tespiti yaparken taassup yapmamışlar, hadisleri uydurma kabul etmenin tasavvufa aykırı olduğunu düşünmemişler.

Ayrıca şu hususu gözden kaçırmamak gerekir:  Bir kitapta uydurma hadis olması her ne kadar bir nakısa ise de bir çok müellif ve eseri bundan kurtulamamıştır. Zira neredeyse bütün tefsir, fıkıh ve tasavvuf kitabunda  -çok azı müstesna- uydurma hadis mevcuttur. Çok az da olsa Ahmed b. Hambel’in Müsned’inde, Ibn Mace’nin Sünen’inde de uydurma hadislerin bulunduğunu muhaddisler bildirmişlerdir. Usul kitaplarında uydurma hadis olduğunu Zehebî nakleder. Imam Fahreddin Razî, Tefsir-i Kebir’inde Asr suresinde uydurma hükmü verilen bir hadise yer verir, Imam Alûsî de Razî’den bunu nakleder. Tüm bunlara rağmen aklı başında olan hiç bir ilim ehli bundan sebep uydurma hadis içerir diye bu kitapları değersiz bir kitap olarak görmez, aksine o uydurma hadisin sahih olmadığını ifade etmekle yetinir. Ama her nedense söz konusu uydurma hadis Ihya gibi tasavvuf kitaplarında geçince bazılarının tavrı değişiyor ve ‘Imam Gazzalî kitabına aldıysa sahihtir, uydurma olamaz’ deniliyor. Bu anlayışı sorgulayıp araştırdığımız zaman karşımıza şu ön kabul çıkıyor: “Allah dostları bir söze hadis demişse iş bitmiştir, orada sened ve metin tenkidi yapmaya hacet yoktur. Zira onlar hadisleri keşif yoluyla Resulullah’a onaylatmışlardır.” Bu anlayışın sakat oluşunu sahabenin benzer durumlarda gösterdiği tepkilerden anlayabiliriz. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz Ali (Radıyallahu anhum) neden ümmeti ilgilendiren meselelerde keşif yoluyla Resulullah’la (Sallallahu aleyhi ve sellem) görüşerek meseleyi halletmediler de kimi zaman kendilerine aktarılan hadisleri başka bir şahitle destekleyerek uygulama yoluna, şayet rivayet yoksa konuyu sahabe ile istişare etme cihetine gitmişlerdir? Onların mertebeleri daha üstün değil miydi? Ümmetin en üstünü olduklarını tüm Ehl-i sünnet kabul etmiyor mu? Bahsettiğiniz gibi bir yolla hadisler tashih ettirilecek olsaydı bu meziyetin en başta onlarda olması gerekmez miydi?

Kimi kardeşlerimiz şöyle itiraz edebilir: Imam Gazzalî, sizin kadar hadis ilmine vakıf değil miydi? Siz ondan daha mı alimsiniz ki kitabına aldığı hadisin uydurma olduğu onun gözünden kaçacak, sizin gözünüzden kaçmayacak? Sizin haddinize mi İhya’da geçen bir hadise uydurma hükmü vermek…? Evvela İmam Gazzalî’nin hadis ilmi konusunda ifade ettiği kendi sözünü aktaralım: انا بضاعتي في الحديث مزجاة (Zehebî, el-Bidâye, 2/311, Benim hadis ilmindeki sermayem azdır) Kendisi İmam Silefî gibi bir muhaddisten Buhari, Müslim ve diğer Sünen kitaplarını okuduğu halde bu itirafta bulunmuştur. Ayrıca kendisinin vefat ettiğinde kucağında hadis kitabı olduğu, son anlarında hadis kitabı mütalaa ettiği de rivayet edilir. Biz Gazzalî’den hadis konusunda daha alim değiliz elbette. Ancak usulü hadis ilminde otorite olan İbnü’l-Cevzî, İbnu’s-Salâh, Nevevî, Ibn Hacer el-askalanî, Irakî, Hatib el-Bağdadî, Suyûtî, Ali el-Karî, İbn Arrâk, Aclûnî gibi hadis alimlerinden de daha alim değiliz. Bu alimler İhya’da geçen bazı hadislerle ilgili uydurma hükmü vermişse burada taassup yapmadan muhaddislerin sözlerini kabul etmek bizim için en salim olan yoldur. Aksini savunmak hadis usulü ilmini gereksiz görmekle, boşa uğraşmışlar demekle eşdeğerdir. Bazılarının dediği gibi Ihya ve benzeri kitaplarda uydurma hadis bulunmasını kabul etmek, ya da tasavvuf ehlinin kabul ettiği bazı hadislerin uydurma olduğunu söylemek tasavvufu inkar etmek anlamına gelseydi bizim ilk olarak fıkıh, tefsir ve kelam ilmini inkar etmemiz gerekirdi. Zira bu ilim dallarında da yazılan kitaplarda uydurma hadisler olduğu müsellemdir. İnsaf sahibi ilim ehlinden hiç kimse böylesine gülünç bir iddiada bulunmaz. Ne uydurma hadisin geçtiği kitabı ne de hadisi delil alan ya da zikreden ilim dalını inkar eder. Sadece o alanda otorite olan alimlerin sözlerini naklederek ilgili hadisin sahih olmadığını ifade etmekle yetinir. Ötesi taassuptan başka bir şey değildir. Vallahu a’lem.

Günümüzde bazı kesimler muhaddislerin metin tenkidi yapmaksızın sadece isnadı yeterli gördüğünü bunun büyük yanlışlara yol açtığını savunuyorlar. Sizce bu iddianın haklılık payı var mıdır? Muhaddislerimiz metin tenkidi konusunda nasıl davranmışlardır?

Soru 2)Günümüzde bazı kesimler, muhaddislerin metin tenkidi yapmaksızın sadece isnadı yeterli gördüğünü bunun büyük yanlışlara yol açtığını savunuyorlar. Sizce bu iddianın haklılık payı var mıdır? Muhaddislerimiz metin tenkidi konusunda nasıl davranmışlardır?
Metin tenkidi ifadesi ile kastedilen sanırım içerik/muhteva tenkidi olsa gerek zira metin tenkidi ifadesi bir metnin doğru bir şekilde bize ulaşıp ulaşmadığının kontrol edilmesi bir anlamda tahkik edilmesidir.  Muhaddislerin isnada yoğunlaştıkları ve sistemi önemli ölçüde isnad üzerine kurdukları vakıadır. Bir kişinin doğru sözlü olup olmadığını tespit etmek söylediklerinin içeriğini değerlendirmekten daha sağlıklı ve derece somut olarak telakki edilmiştir. Mesela bazı mevzu/uydurma hadisler arasında; namaz kılma, oruç tutma ve Kur’an okuma ile ilgili rivayetler bulunmaktadır. Bunlar Kur’an’ın ruhuyla uyumludur ama güvenilir olmayan kişiler bunları Hz. Peygamber’e isnad etmektedir dolayısıyla salt muhteva analizinin sorunlu yönleri bulunmaktadır. Muhaddisler muhteva tenkiti hiç yapmamışlardır demek isabetli olmasa gerektir ama isnad tenkiti ile karşılaştırdığımızda örnekler çok yoktur diyebiliriz. Konuyu dert edinen ve sonradan İslam’a giren araştırmacı Jonathan  Browne “How We Know Early Hadith Critics Did Matn Criticism and Why It’s So Hard to Find” adlı makalesinde muhaddislerin metin/muhteva tenkidi yaptıklarına ve bunu ihmal etmediklerini kanıtlama sadedinde örnekler sunmaktadır. Dikkate değer olduğu için sunduğu örnekler arasında büyük muhaddis Müslim’in bir muhteva tenkidine burada yer vermek isabetli olacaktır. Müslim İbn Verdan’ın beş sure ile ilgili Kuran’ın dörtte birine denktir rivayetini toplamda beş çeyrek olamayacağı gerekçesiyle Kitabü’t-Temyiz’inde münker addedip kabul etmez. Büyük muhaddis Hatip el-Bağdadi de el-Kifaye adlı eserinde hadisleri üçlü olarak a) Doğruluğu hemen anlaşılan rivayetler b) Yanlışlığı hemen anlaşılan rivayetler c) Araştırma sonucunda doğru ve yanlış olduğu bilinebilecek rivayetler şeklinde kategorize eder. İkinci sırada yanlışlığı hemen anlaşılan rivayetlerin yanlışlıklarının hemen anlaşılmasını birinci olarak akılla çelişmesi ikinci olarak Kuran ve Sünnet’le çelişmesi üçüncü olarak icma ile çelişmesi nedenine bağlar. İlk sırada akılla çelişmesi nedenini zikretmesi kayda değer bir durumdur. Bu örneklerle birlikte ilk dönem hadis ulemasının içerik tenkidine çok sıcak baktığını söyleyemeyiz bunun en önemli sebebi: Ehl-i rey’i onlar sünnet/hadis yerine kendi düşüncelerini dile getirmekle itham etmektedirler şayet kendileri (çok fazla) içerik tenkiti yaparlarsa itham ettikleri şeyi kendileri yapmış olma durumuna düşmüş olacaklardır. Muhaddis içerik tenkitine dalarak kendi düşüncesini konuşturma yerine hadisi konuşturma yolunu tercih etmiştir. Bir anlamda onlara içerik tenkiti teklif etmek, onları ehl-i rey’e davet etmek anlamına gelmektedir. Bu saikle olsa gerek ki Ahmed b. Hanbel; Muhasibi’yi Mu’tezileyi eleştirdiği er-Ri’aye adlı eseri üzerine, onların usulleri ile onları eleştirmenin aynı şey olduğunu söyleyerek ayıplamıştır. Vallahu a’lem.

Soru 3)Hadisin kaynaklık değerinden şüphe etmeyen ama mevcut hadis sisteminin işlevsel olmadığından hareketle yeni bir hadis usulüve tenkit sistemi benimsenmesi gerektiğini iddia eden bir kesim var. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Bu söylem kulağa çok hoş gelse de pratikte hemen uygulanabilir bir şey gibi gözükmüyor. Bu sistemi teklif edenler şu an kendileri eleştirdikleri pozisyona düşmemek adına ne gibi bir çözüm öneriyorlar? Bir sistem kurmayı mı yoksa parçacı birkaç şeyi eleştirmeyi mi teklif ediyorlar? Önerdikleri sistemde neler var? Akla ve Kur’ân’a uygun her şeyi hadis olarak mı kabul etmeyi teklif ediyorlar? Akıl ve Kur’an’dan kasıt kişisel akıl ve kişisel Kur’an anlayışı mı yoksa en azından ilim ehlinin çoğunluğunun aklı ve Kur’an anlayışı mı?

İlim ekseninde birbirini anlama adına ilk etapta şu yapılabilse kanaatimce daha isabetli olur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önderliğinde İlahiyat Fakültelerinden, Medreselerden, Diyanet bünyesinden işin ehli olan kişilerin evvela sağlıklı ve kısa açıklamalı bir Sahih-i Buhari çevirisi yapıp burada öncelikli olarak yanlış anlaşılmaya müsait hadisleri kırmızı renklendirme kalın punto ile vererek gerekli açıklamayı yapması yerinde olur. Söylediğimi örneklendirmek gerekirse mesela üç şeyde uğursuzluk var rivayetinin Ebu Hureyre tarikini kırmızı renkli punto ile verip Hz. Aişe tariki ile olayın aydınlığa kavuştuğunu belirtmek gibi. Bu da bizlere eline bir kitap alan ve al işte eleştirecek hadis buldum deme yerine; işin uzmanı bir kurul tarafından kırmızı punto ile yazılmış bir hadisle karşı karşıya olduğunu bilir ve artık kolayca ve kafasına göre eleştirmek yolunu tercih edemez. Bu şekilde bu diğer temel hadis kitapları için de geliştirilerek devam eder. Bu eserde dönemin şartları, dili, bağlamı ve rivayetin diğer tariklerinin bir şeyi tam tespit etme de çok önemli olduğu ısrarla vurgulanır. Bunlar uygulandıktan sonra problemli hadis sayısı tahminen iki rakamlı sayıları aşmaz. Böyle bir durumda da isnad yerine; temel ortak akıl, ortak kurani yaklaşım, ümmettin ve insanlığın ortak yaklaşımı esas alınır. Mesela Salim (ergen birinin emzirilmesi ile mahremiyet) hadisi, isnad ne kadar sağlam olsa da manası ile amel edilemeyeceği ve temel ilkeler açısından problemli olduğu vurgulanır. Vallahu a’lem.

İlginizi Çekebilir !

Bir Bilgi Kaynağı Olarak Tevatür – Fikret Çetin

| İnsanın üç temel bilgi vasıtası olduğunu söyleyebiliriz. Saf akıl insana küllî olanın bilgisini verirken, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir